HABERLER

31.01.2009

Beşiktaşlılar’ı Üzmeyeceğiz

Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli, Beşiktaş Dergisi'nin Şubat 2009 sayısına çok çarpıcı açıklamalar yaptı.

İlk yarının 14-15 maçlık geride kalan periyodunda, Ankaraspor maçı dışında takımın iyi futbol oynadığını ifade eden Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli, bu nedenle huzur içinde olduğunu belirtirken, “Beşiktaşlı hiç kimseyi bir maçın dışında futbol adına üzmedik ve üzmeyeceğiz, bunu bilsinler. Beşiktaş’ın oynadığı futbolun temposunun artması, taraftarının bundan zevk alması, keyif alması konusunda bir sıkıntı yaşamayacağız” diye konuştu. Denizli ikinci devre öncesi bu röportajda Beşiktaş Camiası’na önemli mesajlar verdi.
Teknik Direktörümüz Mustafa Denizli ile ilk yarının geride kalan haftalarını konuşup, ikinci yarı öncesi bir değerlendirme yapmak istedik. Röportaj günümüz, BJK Nevzat Demir Tesisleri’nde temponun yüksek olduğu bir güne denk geldi. Takımımız, Antalya kampı için son hazırlıklarını yapıyordu ve yaklaşık 45 dakika sonra herkesin otobüste olması gerekiyordu. Çok uzun konuşamadık, yarım saate sığdırabildik röportajımızı... Ancak bu yarım saatlik sürede bile Mustafa Denizli, çok önemli mesajlar verdi Beşiktaş Camiası’na...
Her zamanki gibi kararlı, inançlı ve cesurdu... Mustafa Denizli’ye özgü bu özelliklerin, ikinci devre takımımız üzerinde çok daha fazla hissedileceğine inanıyor, sizleri Denizli ile başbaşa bırakıyoruz:
Sizin hakemlerle ilgili konuşmadığınızı, yorum yapmadığınızı biliyorum ama ilk yarıda adaletli bir yönetim olsaydı ben şu anda lider takımın teknik direktörü ile röportaj yapıyor olacaktım.
Onu ben bilemem, başkaları bilir... Ben o polemiklerin içinde olmak istemiyorum. Yıllarca, Türk hakemliğinin daha iyi bir çizgiye gelmesi için onlara karşı yapılan haksızlıkların karşısında oldum. Savunulacak bir şeyi olmazsa insanların, savunmak durumunda kalmazsınız. Hakemler hata yapıyor ama ben bunu dillendirmek isteyen insanlardan biri olmak istemedim. Belki çalışmadığım dönemlerde çok kibar bir şekilde hataları söylüyorum ama çalışırken başarısızlığın sorumlusu olarak üçüncü kişileri göstermek, böyle bir tablonun içinde olmak beni rahatsız eder.
Sonuçta ilk yarıda Beşiktaş aleyhinde, rakiplerimizin lehinde çok fazla kararlar  oldu ve bu da en çok teknik direktör olarak sizin hesaplarınızı bozdu. Haksız bir karttan sonra takımın 10 kişi kalması, hem takımın psikolojisini, performansını etkiliyor hem de sizin hamlelerinizi.
Tabii onlar çok farklı şeyler. Neticede yanlış bir karar sizin bütün düşüncelerinizi allak bullak ediyor. Yani varsa uygulama safhasına koymanızı engelliyor. Bu durumlarla karşılaşıyor teknik adamlar, ben de ilk defa karşılaşmıyorum. Belli şartlarda hakemin kararını hak eden futbolcum varsa, ben önce tepkimi futbolcuma gösteririm. Futbolcuma tepki gösterirken, esasında  hakemlere o tepkiyi ortaya koymak istemiyorum. Hakemin hata yaptığını görmüyor muyum ben, 40 yıldır futbolun içindeyim... Görüyorum. Bazı şeyleri birçok kişiden çok daha iyi süzebilirim. Bu düdük çalındı, niçin çalındı? Çalınmadı, niçin çalınmadı? Bir takım şeyleri sadece düdükle değil, vücut diliyle de görebilirim. Ben bunları görebiliyorum. Görüyorum ama belki de hakemleri o kadar hakkı olmayan insanlar eleştiriyor ki, ben bir yerde o çizgide gitmek istemiyorum.
Gençlerbirliği maçından başlayarak genel bir ilk yarı değerlendirmesi yaparsak, Ankaraspor maçı dışında puan kaybettiğimiz maçlarda bile, Beşiktaş ruhuna uygun olarak iyi mücadele ettiğimizi düşünüyoruz. Ancak bunun aksini iddia edenler, eleştirenler de var. Siz neler söylemek istersiniz?
Neticede siz ne yaparsanız yapın, skorların ön planda düşünüldüğü veya onların baz alındığı bir toplulukta yaşıyorsunuz. Öncelikle amaca bakmak lazım. Amaç nedir? Ben Beşiktaş’ın başına gelirken, benden beklenen iki unsur vardı. Birincisi iyi oynamak, ikincisi kazanmak. Bu iki unsurun birincisinde ben yüzde yüz etkiliyim. Yani iyi oynamak konusunda, varsa övgünün varsa yerginin odak noktası benim. Ben bu manada Beşiktaş’ın eksiye gittiğini asla ve asla düşünmüyorum. Neticede ben düşünsem, buna karşı çıkacak yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan var. Çünkü Beşiktaş milyonların önünde bu futbolu oynuyor. Gelelim ikinci unsura; kazanmak. Ben takımı iyi oynatmak konusunda ne kadar etkiliysem, kazanma konusunda o kadar etkisizim. Yani bir teknik adamın bir takıma vereceği şeyler golün dışında yapabilecekleridir. Biz o pozisyonları üretiriz, o golleri yapan futbolcularım bazı günler yapamayabilir. Önemli değil... Ama bunlar benim Beşiktaş’a gelme veya herhangi bir kulüpte görev yapma nedenlerimin başında gelir. Beşiktaş’ın benden beklentisi bu takımın iyi mücadele edip iyi futbol oynaması. Şimdi geride bıraktığımız yaklaşık 14-15 maçlık periyoda baktığınız zaman bunu büyük ölçüde başardık. O nedenle ben huzur içindeyim. Beşiktaşlı hiç kimseyi bir maçın dışında futbol adına biz üzmedik. Ve üzmeyeceğiz, bunu bilsinler. Geldiğimiz anda hedeflerimizi söyledik ama bazen hedeflere gidecek, hedefleri yakalayacak kadar iş yaparsınız da hedefleri yakalamanıza bir takım maniler çıkabilir. Benim anlatmak istediğim, Beşiktaş’ın oynadığı futbolun temposunun artması, taraftarının bundan zevk alması, keyif alması konusunda bir sıkıntı yaşamayacağız. Ben fizik olarak hiçbir gün Beşiktaş taraftarına şu soruyu sordurtmam; “Niye benim takımım, benim futbolcularım rakibin karşısında böyle ezildi?” Bunu söyleyemezler, söylemeyecekler. Bu bakımdan rahat olsunlar. Bir takım zorlukları da yaşıyoruz, aşıyoruz, aşmaya çalışıyoruz. Neticede yeni bir dönem başlıyor önümüzde. Dergi yayınlandığı zaman, o dönem de başlamış olacak. Daha evvelki dönemlerde de “26., 27. haftada lig şekillenmeye başlanır, bizim o zaman nerede olduğumuz önemlidir” diye söylemiştim. Onu bekleyeceğiz, göreceğiz.
26. haftayı da soracağım ama önce şunu sormak istiyorum; bazı futbol yorumcuları sizin bir sisteminiz olmadığını varsa bile bunu kimsenin anlamadığını iddia ettiler. Anlamayanlar için neler söylemek istersiniz?
Bizim kimse sistemimizi anlasın diye bir derdimiz yok. Bunu soranlar sistemin ne olduğunu ne kadar biliyorlardır ki onların sistemle ilgili bu düşüncelerini değiştirelim! Niye merak ediyorlar acaba? Ne yapacaklar? Alıp üzerine tez mi yazacaklar? Sistem onlar için sayılardan başka hiçbir şey ifade etmez. Benim için de sayısal olarak çok fazla bir şey ifade etmez. Sistemi bilenler, gelsin benim karşımda sayısız konuşsunlar. Eğer sistem 4-4-2, 3-5-2, 4-1-4-1 demekse, bunları yoldaki çocuklar da söylüyor. Sistem onlara uzak. İnsanlar hiç olmazsa bildikleri konularda konuşurlarsa, yorum yaparlarsa daha sağlıklı olur. Sistemi eleştirenlerin, sistemle ne alış verişleri var? Hayatlarında sistemin neresinde olmuşlar da sistemden bahsediyorlar?
“Benim adım Mustafa Denizli ise, bu takım da Beşiktaş ise 26. hafta sonunda bizim iddiamızın ne olduğunu herkes görecek” dediniz. Bu sözün ve inancın arkasındaki planlarınız, düşünceleriniz nedir? Mutlaka bir hesabınız var ki buna dayanarak böyle konuştunuz.
Gayet tabii. Bu söylediğim cümle içinde, iki tane önemli unsur var. Biri benim, biri de takımım. Ben bu iki unsuru vurgulayarak bu konuşmayı yaptım zaten.
O konuşmada yuvarlak laflar da edebilirdim; “Şampiyonluk yarışının içindeki takımlardan birisi de biziz. O yarışın içinde olacağız” diye. Ama biz hayatımızda yuvarlak laflarla vakit geçirmedik. Belki bu nedenle Türkiye’de pek anlaşılmak istenmiyoruz. Türkiye’de herkes yuvarlak konuştuğu için...
Takımdaki yabancı oyunculardan Tello bile bir röportajında bize, sizin için “Kendisini daha önceden bire bir tanımıyordum ama Galatasaray ve Fenerbahçe’yi şampiyon yaptığını, Euro 2000’de Türk Milli Takımı’nı çalıştırdığını biliyordum. Kendisine çok büyük saygım var. Hatta beni Şili’den ‘Yeni teknik direktörünüz Mustafa Denizli olmuş. Başarılar’ diye arayanlar vardı. Düşünün, orada bile tanınıyor” dedi.  Bu sözleri biz yerli ve yabancı tüm futbolcularımızdan duyuyoruz. Size karşı büyük bir saygı ve sevgileri var. Bu bağı nasıl kurdunuz?
Özel bir şey yok. Birincisi ben insanla çalışıyorum, insan faktörünün olduğu yerde herkes insani hareketlerin ön plana çıkmasını bekler. Onlar futbolcu, ben teknik adamım ama hepimizin birinci derecede birleştiği bir yer var, insan olmak. Burada insan olmanın gerektirdiği bütün kurallar uygulanır. Disipline olma konusunda da önce artıları kullanırsın, eğer cevap vermiyorsa eksilerle de disiplini sağlayabilirsin.
Ayrıca eleştirilerimi sadece kendi içimizde yaptığımız için en azından Beşiktaş Camiası veya futbolla ilgilenen kamuoyu önünde onların hatalarını konuşmadığım için belki oradan bir yakınlıkları olabilir.
Bizim kurallarımız vardır, bu kurallarımız çerçevesinde eşitlik ilkesinin kimse tarafına farklı bir şekilde kaymadığını görüyorlardır. O bu duyguyu oluşturabilir. İnsanlar birlikte çalıştığı zaman, onlara olan güveninizi, davranış biçiminizi, hatta eleştirinizi ne zaman yapacağınızı bilirsiniz, orada bu duygular yoğunlaşabilir, pekişebilir. Bundandır herhalde...
Bir defa biliyorlar ki; hepsiyle direkt olarak iletişim kurabiliyorum. En azından bu davranış itibariyle soru işareti kalmıyor futbolcuların kafasında. Antrenmandaki ve maçtaki performanslarında olumluyu daha iyiye getirmek, varsa olumsuzu düzeltmek için çalışıyoruz. Ama bu çalışmaları yaparken, futbolcularımızı asla rencide etmiyoruz.
Onları rencide etmek, ben dahil hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Buradaki performans artırımı için yaptığımız fiziki çalışmaların yanında bu mental çalışmaları da katıyoruz. Burada benim ortaya çıkarmak istediğim tek şey, gülen bir takım. Maçta görev alan futbolcularımla görev almayanların o gün aynı duyguları yaşaması benim için önemlidir. Bu nedenle prim sisteminde de oynayanlar ile oynamayanları aynı şekilde değerlendirdim. Bazı futbolcularım maçta oynamayıp, manevi bir takım olumsuzluklara uğruyorlarsa, en azından maddi olarak onu telafi etmeye gidiyoruz. Bu paylaşımı getiriyor takımda. Bazı futbolcularıma şartlar gereği o günkü maçta görev veremiyorsam, görevden alıkoyuyorsam, bu onda ruhsal bir eksiye yol açıyor zaten. Bir de onun kazanacağı parayı keserseniz, maddi sıkıntıya yol açar, daha büyük bir ruhsal bunalım yaratır.
Sonuçta futbolcularım biliyorlar ki, burada şartlar ne olursa olsun, hak ettiği zaman hoca herhangi bir artı veya eksi puandan dolayı görevi alıp, vermiyor. O adalet duygusunun oturduğu yerlerde, “burada adil yönetim var” duygusunun oturduğu yerlerde bu duygular, bu bağlar gelişir. Budur belki...
Bir diğeri, Tello’nun ülkesinden beni tanımaları zor bir hadise değil; ben uzun yıllar, 10 yıl kadar uluslararası arenada bütün dünyanın takip edeceği çalışmalarda bulundum. Tanımaları normal.
Sizin tesislerde her şeyle A’dan Z’ye bizzat ilgilendiğinizi biliyoruz. Hatta İbrahim Toraman’ın bu konuyla ilgili bir demeci de oldu. Toraman; “Mustafa Hoca, enerjisini futbolculara harcayan ve yansıtan birisi. Mesela vitamini içmediysen, sana gelip içiriyor. Enerjisi yüksek bir insan. Araya kimseyi sokmuyor, gelip direkt kendisi ilgileniyor. Mesela yemeklerimiz bile daha güzel oldu” diyor. Başarıya giden yol böyle detaylarda mı gizlidir? 
Detaylar çok önemlidir. Detaylar, hele hele bizim bütün zamanımızı geçirdiğimiz bir yerle ilgiliyse, daha da büyük önem kazanıyor. Burası bizim evimiz. Evimizde kendi başarımızı artıracak faktörleri ortaya koymak, detayları bulmak da benim görevim. Ben bunu kimseden bekleyemem. Ancak benim gözümle bakan birisi, duygularımı, beynimi okuyan birisi varsa bu işleri ona yaptırabilirim. Şu anda öyle birisi yok. Çünkü bu zamanla kazanılır. Belki ilerde ben bu kadar fazla detaylarla ilgilenmeyeceğim ama aylardır ilgileniyorum. Buranın önemli iki tane birimi vardır. Bir tanesi yemek birimidir, bir de vaktini, geniş zamanını geçirdiğin yatma, uyuma, dinlenme alanlarıdır. Futbolcularımızın bu iki birimden tam hizmeti alması gerekir. Burada tam hizmet yoktu. Bunları hayata geçirdik. Futbolcularımızın buradaki yaşamı içinde rahat edecekleri bir ortamı yaratmaya çalıştık. Hatta onların sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilecekleri zeminleri değiştirdik. Bildikleri, kullandıkları malzemelerle o zeminde tutunma şansları azken, şu anda en azından bir bilek burkulmasını, ayak kaymasını, kasık sakatlanmasına neden olabilecek riskleri ortadan kaldırdık. Bizim hazırlattığımız yemekler dışında, futbolcularımızın sarfettikleri enerjiyi, eforu karşılayabilecek dış desteklerimiz, vitaminlerimiz var. Futbolcunun hangi vitamini kullanması gerekiyorsa, gayet tabii onları da takip edeceğim.Toraman’ın ifadeleri bir baba-oğul ilişkisini hatırlattı bana. Vitamini içmediysen gelip içiriyor. Bir teknik direktör değil de bir baba yapar böyle bir şeyi... Neticede burasını bir ev olarak kabul ederseniz babalık bize düşüyor. Biz normal, olması gereken, çocukların sağlığıyla, gelişmesiyle ilgili doğru yapılması gerekenleri ortaya koyuyoruz.
Vitamine ihtiyacı olan futbolcuya, vitaminini alması için hatırlatıyoruz. Almak istememesi farklı bir şey, unutması farklı bir şey. Biz unutanlara ikazda bulunuyoruz.
İlk yarıda sizi en çok hangi olay sevindirdi, hangi olaya üzüldünüz?
Bunu sezon sonunda konuşalım. İnşallah sezon sonunda üzüldüğüm bir olayı anlatmam, sadece sevindiklerimi anlatırım.
Son sözde camiaya ve taraftarlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Mesajlar değerli söylemlerdir. Biz söyleyeceğimizi söyledik. Bir kaç defa söyledik, onlar ne söylediğimizi gün gibi biliyorlar, dün gibi biliyorlar, yarın gibi biliyorlar. Yarın da söylediklerimizin ne olduğunu hep beraber yaşayacağız.
Teşekkür ederim.






Diğer Haberler