HABERLER

02.11.2007

İBRAHİM KAŞ

Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nde yeni konuğumuz Takımımız’ın genç ve hırslı oyuncularından İbrahim Kaş… Çalışkan futbolcumuz, bu seneki hazırlık maçlarıyla başlayan A Takım serüvenini ve gelecek planlarını anlattı…


Kulübümüz, son yıllarda gençlere yaptığı yatırımlarla adından söz ettiriyor.
Altyapıdan çıkan gençler ve yapılan transferler geleceğe dönük planların bir
kısmı. Aslında bu genç futbolcuları izlerken geleceğin Beşiktaş’ını da
izliyoruz.. Hatırlamak için kadroya bir göz atarsak önümüze çıkan isimler
şunlar: Korcan, Atilla, Serdar Kurtuluş, Serdar Özkan, İbrahim Kaş, Koray Şanlı,
Mehmet Sedef, Aydın Karabulut, Burak Yılmaz, Batuhan… İlk 11’in 10’unu
tamamlamış durumdayız. Bu kadronun son gözdelerinden birisi ise İbrahim Kaş…
Genç futbolcu bugünkü pozisyonuna son üç yılda gelişimini tamamlayarak geldi.
Rıza Çalımbay döneminde A Takım idmanlarına davet edildi, Türk futboluna “Genç
Futbolcu” tabirini tekrar hatırlatan Tigana tarafından futbolseverlere
tanıtılıp, A Takım’a alıştırıldı, Şimdilerde Sayın Ertuğrul Sağlam ise kendisine
görev veriyor.
Futboseverler İbrahim Kaş ile ilk olarak İstanbul’daki Sheriff maçı ile
tanıştı. Beşiktaş Altyapısı’nın yetiştirdiği yetenekli oyunculardan birisi olan
İbrahim Kaş, sezon başındaki futboluyla taraftarlardan da “olur” aldı.
Şu anda futbolun ve futbolculuğun keyfini yaşayanlar gibi İbrahim Kaş da bir
takım merhalelerden geçerek geldi bugünkü noktaya. Futbolcu arama-tarama
ekibimizin yurtiçindeki ürünlerinden birisi olan İbrahim, Karabükspor forması
giyerken Karadeniz bölgesinde yapılan seçmelerimizden birisine yazdırıyor adını.
Daha sonrası ise bir çok genç futbolcumuzun başına geldiği gibi Fulya günleri…
Fulya Tesisleri, bazı genç futbolcularımız  için geleceğe açılan bir kapı,
bazıları için ise hasret. Altyapımızda forma giyen oyuncularımızın bir kısmı,
özellikle de ailesi İstanbul dışında olan futbolcularımız, Fulya’daki Şan Ökten
Kamp Tesisleri’nde kalıyorlar. “Hayat Beşiktaş” sözü orada daha bir anlamlı
yaşanıyor. Gençler burada Beşiktaş kültürünü tam anlamı ile öğrenerek, ekstra
idmanlar yaparak, futbol adına herşeyin en iyisini yaşayarak ve her türlü
yardımı alarak yaşıyorlar. Belki ailelerinden ayrı kalıyorlar ama herkese nasip
olmayan Beşiktaş ailesinin sıcaklığında geçiriyorlar günlerini.
“Ben İstanbul’a ilk geldiğim zaman ne yapacağımı şaşırmıştım. Ailem
Safranbolu’da ben İstanbul’da tek başımayım, kimseyi tanımam etmem. Çok ağladığımı hatırlıyorum” diye anlatıyor İbrahim, Fulya günlerini.
15 yaşındayken yapılan seçmeler sonrasında yetenekli gençleri arayan
hocalarımızın dikkatini çekmiş ve İstanbul’a davet edilmiş. Beşiktaş isminin
heyecanıyla, gurbetin önünü sonunu düşünmeden gelmiş ve yerleşmiş Fulya’ya.
“Seçmelere giderken babam benim için yeni eşofmanlar, tozluklar, kramponlar
almıştı. O gün oraya gelen arkadaşların arasında çok göze batıyordum; çünkü
onlar sıradan bir şort-tişört ile gelmişlerdi. Ömer Gülen hocam geldi ve “Nerede
oynuyorsun sen” diye sordu. Maç başladı ben bütün toplara atlıyorum, zıplıyorum,
rakibe baskı yapıyorum. O gün bir futbolcunun ne yapması gerekirse hepsini
yaptım. Henüz maçın 10. dakikasında hocalar yanlarına çağırdı, nerede oynadığımı
söyledi. Ertesi günde Mehmet Ekşi hocam izledi ve Beşiktaş maceram böyle
başladı. Kısa sürede alıştım ve 6-7 yıldır da buradayım. Fulya’da kalıyordum,
Ümraniye’ye taşındım.”

İbrahim’in ağzından Beşiktaş ile tanıştığı günlerin özeti böyle. Bir haftalık
B Genç Takım, bir süre A Genç ve PAF Takım tecrübesinin ardından aldığı bütün
bilgi, birikim, eğitim ile şimdi A Takım’ın futbolcusu. 2005-2006 sezonunda
Kocaelispor’a kiralık olarak gitti ve orada oynadığı futbolla çok beğenildi. İlk
A Takım denemesini Kocaelispor’da yaşayan İbrahim Kaş, istikrarlı oyuncu
olduğunun sinyallerini o günden verdi. Yeşil siyahlı formayla 30’un üzerinde
karşılaşmada görev yapan genç oyuncu, kiralık oynadığı bir takımda tecrübe
eksiği olmasına rağmen üst üste görev yaptı ve Beşiktaş’a tekrar göz kırpmaya
başladı.
Futbolcuların altyapıdan itibaren hedefleri A Takım’da forma giymek. Özkaynak
takımlarında oynayarak A Takım’a yükselmek mi daha faydalı yoksa PAF Takım
kapasitesinin üstüne çıktıktan sonra, kiralık olarak başka bir takıma gitmek mi
daha faydalı? Cevabı herkes için farklı olan bu soruya İbrahim, “Genç
bir oyuncu kendi takımında oynamak ister ama o şansı her zaman bulamaz.
Özellikle Beşiktaş gibi hata lüksü olmayan takımlarda oynamaları çok daha
zordur. Mesela Serdar Özkan çok kez kiralık olarak başka takımlara gitti.
Dönüşünün nasıl olduğunu herkes gördü. Ben de geçen sene oynayamadığımı görünce
Tigana’ya gitmek istediğimi söyledim. “Devre arasına kadar çalışalım şans
vermezsem ben seni en iyi takımlardan birisine gönderirim” dedi diye kaldım. Bir
tek Türkiye Kupası’ndaki maçlarda oynama şansı buldum. Bizim gibi genç olan
futbolcuların kiralık olarak başka takımlara gitmesi daha iyi. Burada kaldığınız
zaman çok sıkıntılı geçebiliyor. İdmanlarda göze girebilmek için çok fazla çaba
harcıyorsun ama hafta sonu bir bakmışsın listede adın yok. O zaman çok kötü
oluyor, moralin bozuluyor, hatta ilerleyen süreçlerde özgüvenini yitiriyorsun.
Bütün bunlar başlamadan bitmene de neden olabilir. Bu yüzden kiralık olarak bir
takıma gitmek faydalı, orada kendi geliştirebiliyorsun”
diye
cevaplıyor.
İbrahim resmi olarak ilk maçını Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Sheriff takımı
karşısında yapmıştı. O maçta Serdar Özkan ve İbrahim Kaş, Sayın Ertuğrul
Sağlam’ın iki sürpriziydi. İki futbolcumuz da o gün verilen görevi layıkıyla
yerine getirdi. İlkler her zaman önemlidir derler ya;
-İlk defa Sheriff maçında oynadın. Kendini onbirde görünce neler
hissettin?
-Yapabilecek miyim diye bir tereddüt yaşamıştım. Hazırlık kampında
yaptığımız maçlarda çok iyi oynuyordum; acaba kamptaki gibi devam eder miyim
diye düşünüyordum. Hafif bir takımla oynadık ama riskli bir maçtı sonuçta. Ne
olursa olsun bir eleme maçıydı. Hata yapmak gibi bir şansın yok. Bir hata yapsam
herkes suçlayan gözlerle bana bakacak diye düşünüyordum. Zaten o maçlarda
oynadın oynadın, yoksa bir daha hayatta olmaz. Fakat ben o gün iyi oynadığımı
düşünüyorum. İlk defa 11’de oynamama rağmen sırıtmadım bence.

-Sonra Fenerbahçe maçı vardı. Maça çıkmadan önce nasıldın?
-Gayet sakindim ama tam maça çıkarken beni de derbi heyecanı sardı.
Maça da iyi başladım zaten; biraz süre geçince heyecan da kalmıyor, tamamen maçı
kazanmaya konsantre oluyorsunuz o maçlarda.

İbrahim, “Bu yaşta Beşiktaş’ta oynuyor” diye şaşıranları bir de gördüğü
kartlar konusunda şaşırtmıştı. Kendisinin de saklamadığı bu konudan bahsederken
hatasını anlayan ve utanan insanların tavırları vardı genç oyuncuda. Altyapıda
oynarken kart konusunda çok sakin birisiydi İbrahim Kaş; ancak Milli takımlarda
ve A Takım’da durum böyle değil. Saha dışındaki efendi kişiliğinin aksine,
Sheriff maçında ve Marsilya maçında gördüğü sarı kartlar, bir çok kimseyi
gereksiz kart olduğu için hayıflandırmıştı.
“Kart görmeyi kimse istemez ama genç bir futbolcusunuz, göze girmek
istiyorsunuz. Takıma faydalı olabilmek için kendinizden fedakarlık ediyorsunuz.
Böyle bir pozisyondayken kart görmeniz kaçınılamaz tabii ki. Bunların
tecrübesizlikten olduğunu düşünüyorum ve bu eksiklerimi kapatmaya
çalışıyorum”
diyerek affınıza sığınıyor genç futbolcumuz.
-Sayın Ertuğrul Sağlam ne dedi gördüğün kartlar sonrasında?
-Sheriff maçından sonra cezalı duruma düştüğüm için kızdı biraz ama
Marsilya maçındakinde birşey söylemedi. Zaten Marsilya’da oyunu hızlı başlatmak
isteyen rakibin önünü kesmiştim o yüzden sarı kart gördüm. Ben neden sarı
verdiğini anlamamıştım maç içinde.

Marsilya deyince sohbet ülke sathından çıkıyor haliyle. Şampiyonlar Ligi gibi
dev bir arenada mücadele etmek, hele hele bir kaç yıl önce bir futbolsever
olarak hayalini kurduğun bol yıldızlı dünyada kendine bir yer edinmek… Bu
tecrübeyi ilk olarak Fransa’da yaşadı İbrahim Kaş. Kulübede otururken, belki de
oynamayacağını düşünürken, bir anda Veledrom’un çimleri üzerindeydi. Garip bir
duygu olsa gerek.
“Yedek kulübesinde Rüştü abi ve İbrahim Akın’la maçın yorumunu
yapıyorduk. İbrahim Akın’la “Biz buradan böyle konuşuyoruz ama içerisi çok zor…”
falan diye konuşuyorduk. Hatta o sıralarda Serdar Kurtuluş’un bölgesindeki Niang’ın çok hızlı ve
teknik bir futbolcu olduğundan bahsediyorduk.  Serdar’ın biraz sert
oynaması lazım diye konuşuyorduk, tam o anda Ertuğrul Hoca beni çağırdı. Ben
giderken İbrahim Akın “Göreceğiz seni” diye gülüyordu. Sahaya girene kadar
heyecanım vardı, çünkü Şampiyonlar Ligi’ni akşam eşofmanla yatarak izliyordum.
Heyecanım çok fazlaydı ama oyuna girene kadar sürdü. Maça başladığınız zaman
herşey geride kalıyor. Sıradan bir maçtan farklı olmuyor o zaman. Onu da
kazanmak için mücadele ediyorsunuz. İlk Şampiyonlar Ligi tecrübem olmasına
rağmen kendi adıma da iyi olduğumu düşünüyorum. Serdar’ın sert oynamasından
bahsederken Niang’ı tutmak bana nasip oldu. Düşündüğüm gibi yaptım; ilk
karşılaşmamızda biraz sert davranınca bir daha rahat gelemedi
zaten.”

-Şampiyonlar Ligi’nde grubu nasıl değerlendiriyorsun?
-Biz çok güçlü bir takımız. Marsilya maçında rakibin bize gol atmak
gibi bir  niyeti yoktu. Topu alıyoruz tekrar rakibe veriyoruz, çok top
kaybettik. Bizden daha iyi olsalar gam yemeyeceğim. Şans meselesi bu iş; aynı
korneri biz kullansak, top yine direkten dönse orada bizden birinin önüne
düşmezdi. Açıkçası gücümüzü ortaya koyarsak ben bizi grupta yenebilecek takım
olduğunu düşünmüyorum. Biz yeter ki gücümüzün gereklerini yerine getirelim,
kendine güvenen bir takım olarak oynayalım bu gruptan çıkarız.

-Şampiyonlar Ligi’yle birlikte Gerard, Carragher, Cisse gibi futbolcularla
mücadele etme şansın var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?
-Değişik bir duygu tabii. Sonuçta hepimiz dünyanın ayrı bir yerinden
kalkıp gelmişiz. Karabük’ten geliyorsun ve dünya yıldızlarıyla mücadele
ediyorsun. Gerard’a karşı mücadele etmek beni heyecanlandırıyor. Ama bu maç
anında, maçtan sonra bitiyor bütün bunlar.

İbrahim Kaş, memleketi Karabük’ün medarı iftiharları arasında. Genç futbolcu
memleketinin plaka numarası olan 78 numaralı formayla mücadele ediyor. O da
artık şöhret basamaklarında tırmanmaya başlamış durumda.
-Medyada adının kullanılmaya başlanması televizyonlarda yüzünün tanınır hale
gelmesi etkiledi mi seni. Şöhretle aran nasıl? Yeni akrabaların çıktı mı?
-Tabii aramayan insanlar aramaya başladı; ben herkese cevap vermeye
çalışıyorum. Burnu büyümüş demesinler diye, hiç tanımadığım birisi ile uzun süre
telefonda konuştuğum zamanlar bile oluyor. Bozulacak diye telefondakine “kimsin”
bile demediğim oluyor çoğu zaman.

-İlgi odağı olmak rahatsız ediyor mu seni?
-Şöhret aslında insanı yok edebilir; bunun farkındayım ama şimdilik
güzel geliyor. Geçen sene “Ne iş yapıyorsun?” diye sorduklarında “Futbolcuyum”
diyordum. “Hangi takımda oynuyorsun?” diye soruyorlardı. “Beşiktaş’ta oynuyorum”
deyince “Altyapı da mı oynuyorsun?” dedikleri zaman kötü oluyordum. Çünkü ben
burada deli gibi idman yapıyorum, antrenmanlarda çimi yiyorum; “Altyapı mı?”
diye sorduklarında kötü oluyordu.

-Sayın Ertuğrul Sağlam nasıl bir teknik adam?
-Ertuğrul hoca bizim için bir avantaj. Sheriff maçında Serdar ve beni
oynatmıştı. Bu her teknik adamın cesaret edemeyeceği bir karar. Hocamızın bizim için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. İyi
oynadığın zaman arkasının geleceğini biliyorsun. “İdmanda oynadığını oyna, ben
senden ekstra birşey istemiyorum” diyerek güven veriyor. Genç bir oyuncunun
yanına hocasının gelip başını okşaması inanılmaz birşey; dünyayı versen o kadar
sevindiremezsin. Bunu sadece bana değil, herkese yapıyor, Ricardinho’ya nasıl
davranıyorsa, bir başkasına da aynı şekilde davranıyor.

Takım içinde arkadaşlığın müthiş olduğundan da söz açılıyor. Gençlerle
tecrübeliler arasında saygı ve sevgiye dayalı müthiş bir diyalog olduğunu
anlatıyor. Dışarıda bir araya geldiklerinde asla futboldan konuşmazlarmış.
Şakalar gırla gidiyormuş…Bu sene defansta çok rahat olduklarından da bahseden
İbrahim Kaş, ofsayt taktiğinden kurtuldukları için geçen seneki golleri
yemediklerinin altını çiziyor.
-Takımdaki İbrahim’lerin çokluğu ilginç anlara sebep oluyordur.
-Oluyor tabi. İbrahim Akın, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez ve ben.
Ben oynarsam defansı üçlemiş oluyoruz. Bazen hoca, İbrahim diye bağırıyor
dördümüz aynı anda cevap veriyoruz.

Son olarak Fulya’daki haşarı günlerinden bir anısını dinliyoruz genç
futbolcunun:
“Takımdaki gençlerle aynı jenerasyonuz zaten. Birbirimizle B
Takım’dan beri birlikte oynuyoruz. Herşeyimizi biliriz. Türkiye Kupası’nda final
oynayacağız B Genç takımla. Maçtan bir gün önce oteldeyiz. Ben, yattığım odanın
yanında Serdar Özkan yatıyor diye biliyorum. Gece Serdar’ı korkutmaya karar
verdim. Üstüme bir sürü örtü falan alarak gecenin bir yarısı bağıra çağıra
girdim odaya. Meğerse o odada başkası kalıyormuş; ben bağırınca adam yataktan
kalktığı gibi yere düştü, korkudan bayılmış. Adam bayılınca, beni de bir korku
aldı… Ben de balkondan kaçıp odama girmiştim. Bağırtılardan dolayı hemen
resepsiyon bizim oraya gelmişti zaten. Adamı ayılttılar sonra…”

Diğer Haberler