HABERLER

05.03.2007

Ertuğrul Kumcuoğlu


BJK İkinci Başkanı Ertuğrul Kumcuoğlu:
“104 Yıldır En Seçkin Kulübüz”
BJK İkinci Başkanı Ertuğrul Kumcuoğlu, devletin kilit noktalarında görev yapmış ve engin tecrübeye sahip yöneticilerimizden... Ertuğrul Kumcuoğlu, şimdi bu büyük tecrübesini Beşiktaş’a aktarmak için kolları sıvadı.
Ocak ayında yapılan seçimin ardından, göreve gelen BJK İkinci Başkanımız Ertuğrul Kumcuoğlu, 1938 Aydın doğumlu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra State University of New York’tan master derecesi alan Kumcuoğlu, devlet içinde çok önemli ve kilit noktalarda görevler yaptı. Maliye Müfettişliği, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Maliye Müsteşarlığı, Maliye ve Gümrük Müsteşarlığı, Lefkoşe Büyükelçiliği ve Başbakan Başdanışmanlığı görevlerinde bulunan Kumcuoğlu, şimdi bu engin tecrübesini Beşiktaş’a aktarmak için kolları sıvadı.
Beşiktaşlılığınız nereden geliyor?
Biz dört erkek kardeşiz. En büyük abimle, rahmetli olan ikinci büyük abim Fenerbahçeli’ydi. Ancak benim bir büyüğüm Beşiktaşlı’ydı ve galiba O’nun etkisiyle Beşiktaşlı oldum.
O zamanlar iletişim imkanları bugünkü gibi gelişmiş olmadığı için bu gibi konularda daha çok bir yakınının yönlendirmesi etkili oluyordu. Abim de sıkı bir Beşiktaşlı’ydı -ki hala öyledir- ve benim üzerimde O’nun etkisi olduğunu düşünüyorum. Tabii Beşiktaş Kongre Üyeliği çok daha sonraları oldu. O yıllarda, belli bir takım tutsanız dahi, o kulübe üye olmak kimsenin aklına gelmezdi. Hatta şimdi bile milyonlarla ifade edilen Beşiktaşlılar’ın çok az bir kısmı aktif olarak kulübe üyedir. Benim üyeliğim ise 1981 yılında, Maliye Bakanlığı’ndaki müsteşarlık görevim sırasında, Ankara’daki üst düzey bürokrat arkadaşlarımın bana sürpriz yapmasıyla gerçekleşti. Burada şunu da belirtmek isterim ki; Ankara’da bürokratlar ve özellikle maliye ve gümrük bürokratları arasında çok sayıda Beşiktaşlı vardır. O dönemde rahmetli arkadaşım Gümrük Müsteşar Yardımcısı Cemal Erbay bir gün benden 1-2 adet fotoğrafımı istedi. Birkaç gün sonra önüme Beşiktaş Üyesi olduğumu gösteren bir kart koydu. Böylece 1981 yılından itibaren, yani 26 senedir Beşiktaş Kongre Üyesi’yim.
Gençlik dönemlerinizde Beşiktaş’la ilgili yaşadığınız ve unutamadığınız bir anınız var mı? Ortaokul yıllarımda, kasabamızda Fırıncı Ali Bey diye bir abimiz vardı. Onunla beraber bir Beşiktaş maçını radyodan dinlerken, Beşiktaş’ın gol atması üzerine aşırı bir sevinç tepkisi vermişim. Benim rahmetli iki numaralı abim de çok sakin, ağırbaşlı, aşırılıklardan kaçan biriydi. O sırada oradaymış ve beni görmüş. Beni “Bir takım tutman, heyecanlanman ve galibiyetine sevinmen güzel ama sevincinin dozunu kaçırma” diye ikaz etti. Şimdi ben de, her ne kadar oğlumun işlerine fazla müdahale etmesem de, işlerinde ve özellikle duygusal konularda ölçüyü kaçırmaması konusunda uyarıyorum.
Aydın doğumlusunuz. Ankara Üniversitesi mezunusunuz ve bir dönem master eğitimi için ABD’de bulunmuşsunuz. Bu dönemlerde İstanbul’a maç izlemeye gelebiliyor muydunuz?
Üniversiteye gelinceye kadar Beşiktaş tribününde yer almak bir yana Beşiktaş maçı seyretmek bile bizim için imkansızdı. Olsa olsa Beşiktaş İzmir’e maça geldiğinde böyle bir şansımız olabilirdi. Ama o yıllarda bizim İzmir’e maç seyretmeye gitmemiz şimdiki kadar ucuz ve kolay değildi. Bu yüzden, bizim nesil ancak üniversite yıllarında Beşiktaş maçlarını izlemek imkanını bulabildi.
Tabii o zamanlar daha çok mahalli ligler vardı. Beşiktaş bazı kupa maçları için Ankara’ya geliyordu da, ancak o şekilde seyredebiliyorduk. Daha sonra kamuda görev aldım. Maliye Müfettişi olarak İstanbul’a geldiğimde, yani 20’li yaşlarımdan sonra ilk defa İnönü Stadı’na gidip Beşiktaş’ı seyretmek şansını yakaladım.
ABD’de ise iki sene kaldım. Orada bulunduğum dönemde, şimdiki gibi uydularla desteklenmiş bir televizyon medyası yoktu. Bu yüzden bırakın Beşiktaş’tan haber alabilmeyi, Türkiye’de neler olup bittiğini öğrenmekte zorluk çekerdik.
Peki ilk gittiğiniz maçı hatırlıyor musunuz?
Söylediğim gibi, üniversiteyi bitirip genç bir maliye müfettişi olarak para kazanmaya başladığımızda maçlara rahat rahat gitme imkanımız oldu. Tabii ben de Beşiktaş taraftarı olduğum için tercihimi Beşiktaş maçlarından yana kullanırdım. İlk Beşiktaş maçına gittiğimde kiminle maç yaptığımızı ve maçın nasıl sonuçlandığını inanır mısınız hatırlayamıyorum; ama girişte öyle bir izdiham vardı ki, o an hiç aklımdan çıkmadı. Demek ki, o zaman da Beşiktaş tribünleri bugünkü kadar kalabalık oluyormuş.
Hiç faal olarak spor yaptınız mı? Örneğin, hayallerinizde Beşiktaş sporcusu olmak var mıydı?
Bizim çocukluk ve gençlik yıllarında spor yapma imkanı o kadar geniş değildi. Futbol oynamak için düzgün ve çok geniş bir alan, basketbol oynamak için çok düzgün bir zemin gerekir. Hele eskiden küçük taşra kasabalarında bu imkanı bulmak çok zordu. O yüzden genellikle voleybol oynardık. Çünkü, voleybol futbol kadar geniş bir alan istemeyen ve topun yere değmediği bir spor. Bu nedenle o yıllarda Anadolu’da yaygın spor voleybol idi. Ben de ilk gençlik yıllarımda voleybol oynadım. Ama sporla alakam 40’lı yaşlardan sonra öğrendiğim kayak dahil hep amatör düzeyde kaldı.
Beşiktaş tarihinde sizi en çok etkileyen futbolcular kimlerdi?
Bizler Hakkı Yeten’li Beşiktaş’a yetişmedik ama Recep Adanır’lı günlere yetiştik. Şimdi bazı futbolcu isimleri sayarak hemen aklıma gelmeyen ama Beşiktaş’a hizmeti geçmiş değerli sporcularımızı kırmak istemem. Yalnız bir Aydınlı olduğum için, bizim çocukluk yıllarımızda Beşiktaş’ta top koşturmak şansını yakalamış Coşkun Taş ve Kaya Köstepen gibi ağabeylerimiz bizim gurur kaynağımız olmuştur.
Yaşantınız boyunca Beşiktaş’ın en çok hangi özellikleri sizi etkiledi?
Her şeyden önce Beşiktaş’ın ismini duymak bizi heyecanlandırır. Ama sordunuz diye bazı özelliklerini şöyle sıralayabilirim... Birincisi, Beşiktaş’ın Türkiye’nin en eski spor kulübü olmasıdır. İkincisi, Beşiktaş’ın kuruluşundan bugüne, sadece Türkiye liglerinde tutunabilmiş bir takım değil, daima önde giden ilk üç takımdan biri olmasıdır. Bilindiği gibi bugün ülkemizde özellikle İstanbul’da uzun bir tarihi geçmişi olmasına rağmen 1. Lig’de tutunamamış onlarca kulüp vardır. Onun için, yüz yıl boyunca Türkiye’nin en seçkin kulüplerinden biri olabilmek hiç de kolay değil. Bunun dışında son dönemlerde Tekerlekli Sandalye Basketbolu adına gösterdiğimiz başarıya özellikle dikkati çekmek isterim. Bu alanda sadece şampiyon olmak değil, bu konuyu gündeme getirip geniş halk kitlelerine ve kamu katlarına benimsetmiş olmak da ayrı bir başarıdır. Buna ek olarak diğer amatör branşlarda da dünya çapında sporcular yetiştiriliyor olması da çok etkileyici bir özellik. Bunlar iç ve dış kamuoyunun gözünde Beşiktaş’ın prestijinin yükseltilmesini gerektiren ve Beşiktaşlılar olarak, gündeme taşımamız ve herkesi bilgilendirmemiz gereken hususlar.
En son olarak da Beşiktaş’ın seyircisine değinmek isterim. Gerçekten akıllara durgunluk verecek bir taraftar kitlemiz var. Her takımın tabii ki seyircisi var ama Beşiktaşlı taraftarlar kadar sadık ve vefakar olanına rastlamadım. Geçen gün katıldığım bir yemekte bazı yabancı konsoloslarla birlikteydim. Orada sporla da yakından ilgilenen bir diplomat; “Bu ne biçim iştir. Ne kadar sadık bir taraftarınız var” diyerek, bana taraftarımızı uzun uzun övdü.
Bu takdire şayan bir durum ve bana büyük gurur, mutluluk veriyor.
Bu nedenle doğal olarak seyircimize ve taraftarımıza da büyük sorumluluklar düşüyor. Bu vesileyle onlardan, Beşiktaş’a olan sevgilerini ve desteklerini olgun ve temiz ifadeler ve sloganlar kullanarak göstermelerini rica ediyorum. Çünkü Beşiktaşlılar olarak hepimizin görevi Beşiktaş’ı daima daha yükseğe ve bu arada daha iyiye ve güzele götürmek olmalıdır.
Yönetici olmadan önce, bir taraftar olarak Beşiktaşımız’ı izlerken neler hissederdiniz? Heyecanlı bir yapıya mı sahipsiniz yoksa sakin mi?
Oldukça heyecanlı bir maç seyircisiyim. Bunu bir örnekle açıklayayım; bazı arkadaşlarımızla beraber Milli Takımımız’ın oynadığı bir maçı izliyorduk. Bizim takım gol pozisyonuna girdiği anlarda, ben heyecandan pencereden dışarı bakmayı tercih ediyormuşum. Kocaeli Eski Milletvekili Ahmet Arkan Bey, Beşiktaş Yönetim Kurulu’na girdiğimi öğrenince tebrik etmek için aradı ve arkasından gülerek, “Şimdi statta maç seyrederken gol pozisyonu olup heyecanlandığında nereye bakacaksın?” diye takıldı.
Biliyoruz ki; yöneticilerden tribünlerde maç izlerken ağır başlı olmaları beklenir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Maçlarda heyecanlanmamamız mümkün değil ama bizim üzerimize düşen görevlerden biri de seyirciye örnek olmak olduğu için bu heyecanı fazla göstermememiz gerekiyor.
İş yaşantınızda üst mevkiilerde birçok görev yaptınız. Eminiz ki; bu tecrübe Beşiktaşımız’a katkı olarak da yansıyacaktır. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Ben eskiden beri Beşiktaş’a bir yararım olduğunda elimden geleni yapmaya çalışırım. Nitekim Mali Kongre’de yanıma bir Beşiktaşlı üyemiz geldi. Kendisini hatırlayamadım. Süleyman Seba zamanında Kulübümüz’de profesyonel yöneticilik yapmış bir arkadaşımızmış. Bana “Siz beni hatırlayamazsınız ama siz Mali Müsteşarlığı görevindeyken, zamanın kulüp başkanı Sayın Süleyman Seba ile birlikte size gelmiştik. Bazı problemlerimizin çözümünde bize yardım etmiş, destek olmuştunuz” dedi. Devletin kilit görevlerinden birinde bulunuyorsanız ve Beşiktaşlıysanız, size kulübün bir sorunuyla gelindiğinde buna ilgisiz kalmanız mümkün değil. Hukuka aykırı ve vicdanınızı rahatsız edecek bir durum söz konusu olmadığı sürece elinizden gelen yardım ve desteği yapmak en doğal şeydir. Bundan sonra bu tecrübelerimizi Beşiktaş’ın yararına daha aktif şekilde kullanmaya çalışacağız. Şimdiden net bir şeyler söylemek doğru olmaz ama mümkün olduğunca zihnimizi bu yolda yoracağız, çevremizi, ilişkilerimizi ve imkanlarımızı, Beşiktaş ve Türk sporunun daha iyiye gitmesi için kullanacağız.
Aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi’nde ders veriyorsunuz...
Evet, öyle. Üniversitede neden ders veriyorum? Orada 20’li yaşlardaki öğrenciler var ve onlarla birlikte gençleşiyorum ben de. Çünkü onlar gençliği ve enerjiyi temsil ediyorlar. Yaşınız ilerledikçe dinamik kalmak için spor yapabilirsiniz ama bu türlü dinamik ortamlarda bulunmak sadece bedeninizi değil zihninizi de diri tutar.
Beşiktaş’ta yöneticilik yapmaya nasıl karar verdiniz?
Bana teklif geldiği sırada Aydın’a doğru yola çıkmak üzereydim. Değerli ve sevgili Başkanımız Yıldırım Demirören Bey, Beşiktaş’ta kongre öncesi yönetim kurulunu yeniden oluşturduklarını, bu yönetimde genç ve parlak isimler olduğunu ancak içlerinde bir de tecrübeli bir abiye ihtiyaçları olduğunu söyledi ve onlarla birlikte bu yükün altına girip giremeyeceğimi sordu. Bu öneri dolaylı yoldan gelseydi belki üzerinde düşünürdüm. Ancak Yıldırım Bey’in “Sana ihtiyacımız var” dediği noktada bu öneriye “Hayır” demem mümkün değildi.
Yönetici olarak Şeref Tribünü’nde ilk yer aldığınızda neler hissettiniz?
Daha önce bulunduğum görevler icabı Beşiktaş Yönetim Kurulu’ndaki yeni görevimden önce de Şeref Tribünleri’nde oturmuşluğum vardı.
O mevkiden maç seyretmenin ötesinde resmi geçit kabul etmek onuruna da Allah’a şükür sahip oldum. Ama bu sefer durum farklıydı. Yönetici olarak orada otururken tek dileğim; “İnşallah buradan başım önde çıkmam” oldu. Ve hayal kırıklığına da uğramadım. Yönetici olarak ilk maçımızda, 3-1 galip gelerek uğurlu bir başlangıç yaptık.
Beşiktaş’la ilgili plan ve projelerinizi öğrenebilir miyiz?
Öncelikli amacımız, ister ferdi düzeyde, ister takım bazında her karşılaşmadan galip ayrılmaktır.
Bu konuda somut proje bazında olmasa bile zihnimizde Beşiktaş’ın hayrına ve yararına pekçok şey vardır. Ama yönetim bir bütündür. İleride yönetimdeki diğer arkadaşlarla da mutabık kaldıkça bunlar birer birer gündeme gelecektir.
Artık neredeyse bütün zamanınızı Beşiktaş’a ayırıyorsunuz. Eşinizin bu durumdan bir şikayeti var mı? (Bu sorumuza İkinci Başkanımız’ın eşi Ümran Hanım cevap veriyor)
Ümran Kumcuoğlu: 24 saat uzun bir zaman. O nedenle “zamanım yok” diyenlere kimse inanmasın. O insanlar zamanını doğru kullanamayan insanlardır. Spor çok güzel bir şey. İnsanı genç ve dinamik tutar, insanın sosyal çevresini genişletmesine yardım eder. Örneğin, bugün sizlerle tanışma imkanını bulduk. Sporcularınki de ayrı bir dünya. Ertuğrul Bey yavaş yavaş o alana da girecektir. Biz daha önce birçok görevler içinde yer aldık. Diplomatlık, Maliye Bürokrasisi gibi...
Demek bunun spor boyutu eksik kalmış, o yüzden çok heyecanlıyım. Ben şahsen Ertuğrul Bey ne yaparsa güzel yapar diye düşünüyorum.
En sevdiğiniz tezahüratımızı öğrenebilir miyiz?
İçeriğinde küfür ve şiddet olmayan bütün tezahüratları seviyorum.
Son olarak Camiamız’a vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Türkiye zor bir coğrafyada yer alan, gelişmekte olan bir ülke. Dolayısıyla sporun hem yurtiçi huzur ve barışın sağlanmasında hem ülkemizin uluslararası arenada tanıtılmasında önemli rolü var.
Türkiye’yi spor yoluyla daha iyiye götürmek konusunda özellikle Beşiktaş’ın da dahil olduğu üç büyük Kulübümüz’e büyük görevler ve sorumluluklar düşüyor. O da öncelikle geniş halk kitlelerine örnek olmak görevi. Ben, ister taraftar ister yönetici olsun, Beşiktaş Camiası’nın Türk sporunda örnek olan kurumların başında gelmesini arzuluyorum.
Çünkü herkesin gözü bizim üzerimizde. Türk insanının ve Türkiye’nin hata yapma lüksü yok. Spor çok göz önünde bir etkinlik ve her kademedeki Beşiktaşlılar bunun bilincinde olmalı diye düşünüyorum. Ben de bu üç yıllık görev süremiz boyunca bunun için çalışacağım.
Teşekkür ederim.
 

Diğer Haberler