Teknik Direktörümüz Jean Tigana, BJK TV’de katıldığı Soru-Cevap programında Faik Gürses’in sorularını yanıtladı.
Faik Gürses’in soruları ve Jean Tigana’nın yanıtları şöyle:F.G:1984 finalini izlerken efsane üçlü dünyayı büyülemişti. Tigana-Giresse-Platini kimse unutmuyor, unutmaz da. Giresse de hocalığı seçti. En son Gürcistan'da çalıştı. Ama Platini masa başında kalmayı tercih etti. O yıllarda teknik direktörlük yapmayı düşünüyor muydunuz?
J.T: O zamanlar ben futbol dünyasında kalmayı bile düşünmüyordum. Çünkü ben o zamanlar Bordeaux'da üzüm bağları satın almıştım. Ama Platini o zamanlar yine milli takımda seçici antrenör gibi çalışıyordu. Sonra da FIFA ve UEFA'da görev almaya başladı. Onun için daha kolay oldu.
F.G: Türkiye'ye gelir gelmez hemen altyapı çalışmasının içine girdiniz. Şu anki tektiklerinizde neler tespit ettiniz?
J.T: Türkiye'ye 1 ay önce geldim. Şu anda birşey çıkarmak çok zor. Hala gözlem içersindeyim. Elimden geldiği kadar genç takımları ziyaret ediyorum. Antrenmanlarını ve maçlarını izliyorum. Genç takımlardaki teknik direktörlerle de konuşuyorum. Benim hedefim Fransa'da yaptıklarım ile kıyaslayabilmek. Onların bilgileri ile bizim bilgilerimizi kıyaslayıp aradan ortak birşey çıkarıp daha başarılı ne yapabiliriz diye çalışıyoruz. Özellikle benim yardımcım Guy Stefan, Fransa'da antrenörlerin hocasıydı. Ve bu antrenörlerin hocası olduğu için onları da bu konuda eğitiyordu. Dolasıyla eğitmenlerin başı gibi bir görevi vardı. Bu görevinden burada da faydalanabiliriz. Yani dışardan bir gözün olması her zaman çok daha iyidir. Biz bile henüz Türkiye'ye gelmeden önce İtalya'da ne oluyor, ne bitiyor bakıyoruz, gidip izliyoruz. Brezilya'ya gittim. Uzun bir süre kaldım orada. Hollanda'ya gittim. Bunun en önemli kısmı getireceğin sistemi o ülkeye adapte etmeye çalışmak. Oradaki insanların kültürü ile yapısı ile bütün her şeyini koyarken onları adapte edebilmek.
F.G: Beşiktaş'ın teknik direktörü oldunuz. Beşiktaş'ta 1 ay içinde neler oldu?
J.T: Öncelikle futbolcuların istek kısmında büyük bir ilerleme var. Bu olay çok önemli. İstekli olmalarının yanında çalışma arzuları da arttı. Daha iyi ve daha çok yapacağımızdan emin olun. Ama bunun daha iyi olacağını söylerken elimizdeki bütün oyuncuların, bizimle birlikte çalışabilir durumda hazır olması lazım. Siz de biliyorsunuz ki, geldiğimden beri topa bile ayak vuramayan oyuncularım var. Ne kadar çok içimizde rekabet olursa kalite o kadar çok artar; o kadar çok futbol seviyemizi yukarı çıkarırız.
F.G: Bir eğitmen gözüyle size soru sormak istiyorum. Bu kadar çok sakatlanan futbolcusu var mıdır bir başka takımın?
J.T: Ben hayatımda ilk defa bir takımı ilk yarı bitmeden teslim alıyorum. Bu zamana kadar da hiç almak istemedim. İlk defa böyle bir riskli görevi kabul ettim. Hazırlamadığım gibi oyuncuları da seçmediğim bir takım. Sizin düşünmediğiniz oyuncular olabilir, olmayabilir. Şu andaki futbolcuları keşfederken de ligdeki yarış devam ediyor. Yani lig, UEFA Kupası ve Türkiye Kupası devam ediyor.
F.G: Devre arasında herhangi bir yabancı oyuncu almayı düşünüyor musunuz? Yoksa 2007 yılına yönelik bir çalışmanız mı olacak?
J.T: Bu söylediğiniz bir çok şeye bağlı. İlk olarak sakatları geri kazanmanız lazım. Bazı arkadaşların iyiye gitmek, yükselmek isteklerinin olup olmamasına bakmak lazım. Gençlere yer açmak lazım. Bunun yanında da bütçeniz var mı ona bakmak lazım. Herkes takımında Ronaldinho olsun, Eto'o olsun ister. Ama imkanınız yoksa bu işe yaramaz. Sadece oyuncu almak için transfer olmaz. Eğer oyuncu alacak olursak bize güç katacak bir oyuncu almalıyız. Yoksa transfer yapmanın bir anlamı yok.
F.G: Çağdaş'ı yeni yerinde nasıl buluyorsunuz? Bir futbolcuyu yeni yerine monte ederken verim alınması için ne kadar süre geçmesi gerekiyor? Şu andaki performansından memnun musunuz?
J.T: Ben Monaco'yu çalıştırırken Emenuel Petit, Çağdaş ile aynı pozisyonda oynuyordu. Onu şu anda Çağdaş'ın oynadığı yere, yani orta sahaya koydum. Aynı zamanda önde oynatıyordum. Bazen de arkada solda oynatıyordum. Çağdaş'ı da bir gün oraya çekebilirim. Kendi kişisel yükselmesi için çok önemli bir şey. Bir gün milli takım seviyesine çıktığı zaman milli takım antrenörü için çok güzel birşey. Çünkü bir oyuncu iki pozisyonda da oynayabiliyor. Bu olayı her futbolcu ile yapamazsınız. Çağdaş'ın fizik kapasitesi buna yeterli. Çünkü yeni yerinde daha çok güç harcaması gerek.
F.G: İbrahım Akın çok değişik bir oyuncu. Çabuk süratleniyor. Bire birde adam eksiltiyor. İbrahim Akın için ne diyebilirsiniz?
J.T: Ben İbrahim Akın'ın önceki halini bilmiyorum. Gelmeden önce sadece kasetlerden izledim. Doğal olarak tanımıyordum. Ama kafa toplarında daha ileriye gitmesi gerekiyor. Bu biraz güce bağlı. Biraz daha güçlenmesi lazım. Kaliteli oyuncularla çalışmak her antrenör için çok zevklidir.
F.G: İbrahim Akın çok yönlü bir oyuncu. Siz de benim bu düşünceme katılıyor musunuz?
J.T: Dediğim gibi İbrahim'in bazı şeylerin farkına biraz daha varması lazım. Daha iyi çalışması lazım. Mesleğini yaparken, daha yukarılara çıkmak için çok daha çalışması gerektiğinin farkında olması gerekir. Belki hep aynı örneği veriyorum, ama Henry ve Trezegeut'yi 17 yaşında çalıştırma imkanım oldu. Bunun gibi futbolcuları çalıştırma imkanım oldu. Bütün idmanlar sonrası çalıştılar. Henry ve Trezegeut, şu andaki konumlarına şansla gelmediler. Eğer çalışma isteği olursa İbrahim de bu seviyelere gelebilir. Her türlü çalışmayı yapması lazım. Çalışmanın 2 türlüsü vardır. Biri görünmeyen çalışma, biri de görünen çalışma. Görünmeyen çalışma ile şunu kastediyorum, beslenmesine dikkat etmek ve dinlenmek. Çalışma temposunu yüksek tutması için yemesine, içmesine, dinlenmesine ve özel hayatına dikkat etmesi gerekir. Bunları yapmadan istediğin gibi çalışamazsın. Çalışmanı yükseltmek için bu dediklerime dikkat etmek gerekir. Benim oyuncularımdan isteğim, profesyonelce yaşamaları. Benim gibi yaşamaları. Oyuncu gibi tam bir profesyonel gibi. Ben ne gördüysem, futbolcularıma onu veriyorum. Eğer benim dediklerimi ciddi ciddi ders alıp yapıyorlarsa, hakikaten bu mutluluk verici bir olay. Ben 36 yaşında Marsilya'da oynuyordum. O zaman Marsilya ile Şampiyonlar Ligi finalini kaybetmiştik. Bir iki sene daha devam edebilirdik. Ben her zaman söylüyorum futbolcularıma, sizin vücudunuz sermayeniz. Daha uzun süreler oynamak istiyorsanız, kendinize ve vücudunuza çok iyi bakmanız lazım.
F.G: Türkiye'de derbi denince hayat duruyor. Bunu nasıl karşılıyorsunuz? Galatasaray derbisinden beklentileriniz nelerdir? Böyle büyük bir maçta stratejiniz nasıl olur?
J.T: Bizim stratejimiz ilk olarak kendi hatalarımızı düzeltmek. Bir daha yapmamaya çalışmak. Duran toplarda problemimiz var. Ben ilk etapta kendi problemlerimize konsantre olmayı deneyeceğim. Önce onları minimuma indirip, yapmamaya çalışacağız. Daha sonra rakibimizin üstüne gidip, önemli silahlarımız ile gol arayacağız.
F.G: Beşiktaş'ın yan toplarda zaafı var. Rakibin kanatlardan gelmemesi için bir önlem alacak mısınız? Çünkü Galatasaray'ın en büyük silahı yan toplar.
J.T: Tabii ki antrenmanlarda bunun çalışmasını yapacağız. Önlemleri alacağız.
F.G: Türkiye'deki kulüp yönetimleri ve yabancı teknik adamların çalışma sürelerini analiz ettiniz mi?
J.T: Çok az. Sadece gençler ve ekip üzerinde konsantre olduk. Ama tabii etap etap ilerleyeceğiz.
F.G: Şu anda Beşiktaş'da en çok problem yaşadığınız yer neresi?
J.T: Sakatlıklar ve onları geri kazanmak. Benim takımımda 26 oyuncu varsa, hepsini hazır görmek istiyorum. Daha fazla rekabet olsun. Maç içinde gerektiği zaman daha çabuk değişiklik yapayım.
F.G: Türkiye'de bir teklif ortaya atıldı. Yabancı sayısı artsın diye. Kendi felsefenize göre yabancı sayısının artması Türk futbolu için bir handikap olabilir mi? Yoksa gençlere ağırlık verilip, alt yapıdan oyuncu çıkarılması daha mı iyi olur?
J.T: İkisi de var. Fransa'da zaman zaman Avrupalılar yabancı statüsünde sayılmıyor. Bir aralar Fransa'da da vardı. Şimdi sizin burda olduğu gibi. yabancılar çok, gençleri oynatamıyoruz diye. Ama baktığınız zaman 100 en iyi Fransız oyuncusu yurtdışında oynuyor. Ama en iyi 17-18 yaşındaki Fransız futbolcular, İngiliz - Alman ve İtalyanlar tarafından alınmış durumda. Baktığınız zaman yabancı sayısının yükselmesi nerede? Gördüğüm bir gerçek İngiltere'ye ve Fransa'ya oranla bakarsanız,, burada Rezerv Lig yok. Bir çok oyuncuyu oynatamıyorsunuz. İngiltere ve Fransa'da da biliyorsunuz Rezerv Lig var. Türkiye'de PAF Ligi var, ama PAF Ligi ile (A) takım arasında kalan bir grup var, onları oynatamıyorsunuz, ya da en fazla 3 tanesini oynatabiliyorsunuz. Türkiye'de Rezerv Ligi olsa hiç olmazsa elinizdeki kalan futbolcuları sürekli oynatarak seviyelerini yükseltebilirisiniz. Sakatlıktan yeni çıkmış oyuncunuzu oynatarak seviyesini yükseltebilirsiniz. Bu sayede (A) takımdaki arkadaşları ile aynı seviyeye gelebilir. Normalde sakatlıktan çıkmış bir oyuncunun arkadaşları ile aynı seviyeye gelmesi uzun zaman alıyor. Bunun kaymağını İngiltere ve Fransa alıyor.
F.G: Gördüğünüz kadarıyla Türkiye Ligi nasıl bir lig? Kalite açısından, mücadele ve tempo açısından yeterli mi?
J.T: Mesela Türkiye Süper Ligi'ni İngiltere Premier Ligi'yle kıyaslamak zor. İngiltere'de daha direkt bir oyun var. Oyuncular orada daha az dinlenme zamanı bulabiliyor. Takımlar Fransa'da taktik olarak daha organize durumda. Yani bütün takımların oyununu görmediğim için, burayı diğer ülkeler ile kıyaslamak daha zor. Çünkü 1 aydır buradayım 3-4 tane takımın oyununu gördüm. Daha fazla takımın oyununu görmediğim için çok fazla yorum yapmam doğru olmaz. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor bu ülkelerdeki şampiyonalarda rahatlıkla oynayabilirler.
F.G: Tesisler ve alt yapıya baktığınızda bunu yeterli görüyor musunuz?
J.T: Tesisler açısından baktığınız zaman bir harika. Beşiktaş'taki tesisleşme Fransa'da çok az kulüpte var. Yani Fransa'da çoğu kulüpte böyle bir tesisleşme yok.
F.G: Gençleri yakın takibe aldınız. Yeni değerlerin çıkacağına inanıyor musunuz?
J.T: Şu anda çok az maç izledim. Ama 4 tane genç oyuncu bizimle birlikte çalışıyor. Daha çok oyuncunun bizim seviyede antrenman yapması lazım. (B) genç takımı dediğimiz 89-90 doğumlu takım çok iyi bir nesil. Takım olarak da çok iyiler. Ama onların daha çok maçını izlemek istiyorum. Bundan sonra daha çok maçlarına gideceğim.
F.G: Futbolculuğu ile birlikte 30 yılı aşkın bir süredir meşin yuvarlakla iç içesiniz. Bu sürede sizi en çok etkileyen neler vardı?
J.T: Benim futbol hayatım boyunca çok hatıram var. Öyle şanslıyım ki en sevdiğim işi yapıyorum. Gençken 1970 yılındaki Dünya Kupası'nı izledim. Ben o gün futbolcu olmak istedim. O zamanlar 15 yaşındaydım. Kendi kendime çimçik attım ve futbolcu olmam gerektiğimi düşündüm. Ben çok küçükken yapmak istediğim şeyleri gördüm. Futbolla ilgili neler yapmak istediğimi gördüm. İnanamadım yani. Antrenör ve oyuncu olarak çok fazla anım var. Beni çok mutlu eden şey, bulup çıkardığım gençlerin bir yere gelmesi. Yani dönüp arkama baktığım zaman, bu oyuncular çok iyi işler yapıyorsa bundan büyük gurur duyuyordum. Beşiktaş bana 6 ay önce teklifte bulunsaydı, hayır cevabını verirdim. Çünkü kendimle olan problemlerimi çözmemiştim. Beşiktaş'a gelmeden önce Marsilya'ya söz vermiştim. Öyle bir şans ki, bu tamamen büyük bir şans. Söz verdiğim Marsilya Kulübü'nden gidip izin istedim ve onlarda bana izin verdi. Yani bu büyük bir şans ve şimdi buradayım. Böyle bir olay her zaman olmaz.
F.G: Genelde Beşiktaş için bu yıl ligi kaçırdı yorumu yapılıyor. Bu görüşe katılıyor musunuz? Şampiyonluğu kaçırmış bir ekip ile futbolcuları motive etmek handikap mıdır? Yoksa hiçbir zaman bir futbolcunun şampiyonluk ümidini kaybetmemesi mi gerekir?
J.T: Şampiyon olmadan önce veya seviyeler çıkmadan önce Cumartesi günü oynayacağımız maçı kazanmalıyız. Ligde 3.'lüğü yakalayıp sonra 2.'liği yakalabilirsek ondan sonra şampiyonluğu düşünmeliyiz. Bunlara gelmeden önce etap etap gitmeliyiz. Önce önümüzdeki Galatasaray maçını kazanmalyız. Sonra etap etap çıkmalıyız. 3.'lük ve 2.'lik gibi. Bu saatten sonra bazı şeyler bize bağlı olmuyor. Fenerbahçe aynı ritimde kalırsa, çok uzağa gitmeye gerek yok. Fenerbahçe aynı şekilde kazanmaya devam ederse, şampiyonluk gibi birşey söz konusu olamaz.
F.G: Zenit maçı berabere bittiğinde çok üzüldüğünüz ortaya çıktı. Mucize de olsa Beşiktaş, UEFA'ya devam etse ileriki turlar neler yapabilir?
J.T: Kenarda oturan arkadaşlarımız biraz daha güçlü olabilselerdi, yani sakat olan oyuncular hazır olarak yanımızda olabilselerdi o zaman bazı şeyleri değiştirebilirdik.
F.G: Medya çok hakemleri konuşuyor. Siz ise hiç hakemler hakkında konuşmuyorsunuz. Hangisi doğru?
J.T: Ben hayatımda hiç bir zaman hakemler hakkında konuşmadım. Çünkü gerek yok. Birşey söylemenin hiç bir anlamı yok. Hakemler hakkında konuşmak problemleri çözmez.
F.G: Beşiktaş'ta en çok yaşamak istediğiniz şeyler nelerdir?
J.T: Bugüne kadar çalıştığım tüm takımlarda şampiyonluk yaşamak istedim. En üst seviyelere çıkmaya çalıştım. Bütün takımlarda en güzel duygu şampiyon olabilmek. En iyi, en yüksek seviye odur.
F.G: Beşiktaş taraftarı için özel bir mesajınız var mı?
J.T: Ben 30 yıl boyunca hiç televizyona çıkmadım. Yani böyle röportajlara hiç çıkmadım. Ben ne İngiltere'de, ne de Fransa'da böyle özel röportajlarda yer almadım. Bunun nedeni,, medyaya olan isteksizliğim değil. Medyayla bir problemim yok, ama ne kadar az benimle konuşursanız, o kadar çok mutlu oluyorum. Beni ilgilendiren taraf saha. Benim hoşuma giden, mesala seyircilerimizin Zenit maçından sonra bizi alkışlamalarıydı. Berabere kalmamıza rağmen iyi oyunumuzun ve futbolcularımın üstün mücadelelerini hissetmeleri ve maçtan sonra bunu hissederek bizi alkışlamaları ben çok mutlu etti.
F.G: İkinci devre programı için neler yapılacak?
J.G: İlk çalışmamızı İstanbul'da yapacağız. 3 Ocak'tan sonra Antalya'ya gideceğiz. Efes Cup turnuvasına katılacağız. Sonra da 10 Ocak'ta da İstanbul'a dönmeyi planlıyoruz.
