‘Dünya Kulübü Olma Yolunda İlerliyoruz’
BJK Tesisler Komitesi Başkanımız Hüseyin Yücel ile Beşiktaşlı olmasından anılarına, yönetici olmanın mutluluğundan hedeflerine kadar her şeyi bu röportajda konuştuk.
Yöneticimiz Hüseyin Yücel’in “Siyah-Beyaz” sevdası, çocukken top niyetine çaputlarla yaptıkları mahalle maçında Beşiktaş takımında yer almasıyla başlar... O günden itibaren de kalbinde büyütür sevgisini... Kendisi de büyür, üniversite okur, iş hayatına atılır, evlenir, çocuk sahibi olur... Emekli olduktan sonra da “Çok sevdiğim” dediği Kulübü Beşiktaş’a hizmet etmeye adar ömrünü… Sivas’ta geçen yıllarında, bir gün öncenin gazetelerinden ya da Halit Kıvanç’ın sesiyle radyodan takip ettiği Beşiktaş’ın artık Tesislerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi’dir O. İşte Hüseyin Yücel ile A’dan Z’ye her şeyi konuştuğumuz röportajı:
Sizi Camiamız’a daha yakından tanıtarak röportajımıza başlayabilir miyiz?
1942 yılında Sivas’ta doğdum. Liseyi bitirinceye kadar Sivas’ta eğitim gördüm. Sonra İktisadi Ticari Bilimler Akademisi’ne başladım. 1964-65 öğretim yılında akademiden mezun oldum. Askerliğin ardından da Başbakanlık Plan ve Prensipler Dairesi’nde görev aldım. Bu görevim fiilen 35 yıl devam etti. 2002 yılında emekli olduktan sonra Beşiktaş Yönetim Kurulu’nda görev aldım. Çok sevdiğim Kulübüm Beşiktaş’a, bu vesileyle de Türk sporuna hizmet etmeyi amaçlamıştım. Onun için bu görevi istedim ve aldım. Bundan da çok memnunum.
Tekrar çocukluk yıllarınıza dönecek olursak, nasıl Beşiktaşlı olduğunuzu anlatabilir misiniz?
Çocukken Sivas’ın çeşitli arsalarında top oynuyorduk. İlkokul 4. sınıfa gidiyordum, bir gün bizden biraz daha büyük mahalle arkadışımız, iki takım halinde maç yapmamızı önerdi. Beşiktaş ve Fenerbahçe olarak takımlara ayrıldık ve ben Beşiktaş taraftarı oldum. Zira Anadolu’da Beşiktaş başta, Fenerbahçe de ikinci olarak tutulan takımdı. Galatasaray’ın ise hemen hemen hiç etkisi yoktu. Beşiktaş taraftarı olarak maç yaptık ama maçın sonucunu şu anda hatırlamıyorum. O günden sonra ben Beşiktaşlı oldum. Bu Beşiktaşlılığım fiilen bazı yerlerde de devam etmedi değil. O zaman Sivas’ta Beşiktaşlılar Derneği vardı. O derneğe gidip gelmeye başladık. Dernekte ping pong, güreş gibi sporlar yapılıyordu ve ben de bu sporları yapmaya başladım.
Futbola ilginiz nasıldı?
Futbolla fazla iç içe değildim. Çünkü bizim çocukluğumuzda top bulmak bir meseleydi. Saha olarak boş arsaları kullanıyorduk ama gerçekten top yoktu. Ben liseye geldiğim zaman okulun topuyla oynama şansını buldum. Ortaokulda da 1-2 defa top gördük ama sırf spor derslerinde fantazi olarak görüyorduk.
Peki siz arsalarda oynarken top yerine ne kullanıyordunuz?
Kendimiz ya da büyüklerimiz çaputlardan top yapardı. Dolayısıyla futbol çok gerilerdeydi. Daha çok ferdi sporlara yöneliyorduk. Boks, güreş, koşu, ping pongla uğraşıyorduk. Zamanla dünyadaki gelişme Türkiye’ye de yansıdı. Futbol çok cazip ve kitleleri kendine çeken bir spor dalı haline gelince daha çok merak sarmaya başladık.
Sizin çocukluğunuzun Beşiktaş’ın ünlü futbolcuları kimlerdi?
Zar zor bulduğumuz gazetelerden okuduğumuz için birkaç futbolcuyu bilirdik. O dönemin meşhur isimleri, hatırladığım kadarıyla Yusuf Tunaoğlu, Ali İhsan Karayiğit, Süleyman Seba, Şükrü Gülesin, Faruk Sağnak, Vedii Tosuncuk, Recep Adanır’dı…
Beşiktaş’la ilgili gelişmeleri sadece gazeteler aracılığıyla mı takip ediyordunuz?
Tabi, başka hiçbir olanağımız yoktu. Okuduğumuz gazeteler de renksiz, bir gün sonra gelen gazetelerdi. Bütün buna rağmen takip edebiliyorduk. Zaman zaman radyodan maçları dinliyorduk. Halit Kıvanç’ı çok dinliyorduk. O bizim için gerçekten bir idoldü.
Peki üniversite için Ankara’ya gittiğinizde…
Artık o yaşlarda tam olarak tarafını seçmiş oluyorsun. Beşiktaşlı arkadaşlarımızla grbumuz vardı. Bulunduğumuz her ortamda iyi bir taraftar olmaya çalıştık. Tabi Beşiktaş’ı Milli mücadelenin önemli şahsiyetlerinin kurmuş olduğu bir kulüp olarak da düşündük. O yüzden gençlik yıllarımızın ideolojik hedefi olarak da gördük. Dolayısıyla Beşiktaşlılık, gün geçtikçe daha çok yerleşmeye ve tarafımdan benimsenmeye başladı. Ondan sonra da bir taraftar olarak imkanlar ölçüsünde, Anadolu’da ne kadar maça gidebilirseniz o kadar maçlara gitmeye çalıştık.
BJK İnönü Stadımız’da izlediğiniz ilk Beşiktaş maçını hatırlıyor musunuz?
1997 yılında gelmiştim. Kiminle oynadığımızı hatırlamıyorum ama çok heyecanlanmıştım. İş hayatı insanı bazı şeylere mecbur ediyor. Uzun yıllar ülke dışında da bulunduğum için bir türlü bu tür imkana sahip olamadım. Bir de çalışma koşullarımız son derece yoğundu. Dolayısıyla tatil günü maça bile gitme olanağımız olmamıştı.
İlk hangi tribünde maç izlediniz?
Kusura bakmayın ama Şeref Tribünü’nde izlemiştim. Çok müthiş bir duyguydu. Tarihi bir mekan, çok güzel bir stat, güzel bir atmosfer… Ama biz yaptıktan sonra stadımız daha güzel oldu. Geçen yıl biliyorsunuz 10 bin 500 kapasite daha ilave ettik. Son zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti olarak, İnönü Stadı’nı yeni baştan yapmak için bir akım var. Orasını dünyanın sayılı statlarından biri haline getirmek istiyoruz. Şimdi de zaten Avrupa’nın en önemli statlarından biri durumunda. Gün geçtikçe daha çok heyecan duyuyorum. Çünkü orasının bu hale gelmesinde bizim de bir katkımız olduğunu düşünüyorum ve bu beni çok heyecanlandırıyor. Tabi geçmişteki önemli insanlarımızın, özellikle de büyük saygı duyduğumuz Süleyman Seba’nın eserlerinden birisidir.
Bugüne kadar izlediğiniz hangi maç sizi çok heyecanlandırdı?
Aslında çok var ama geçen sezon oynadığımız Fenerbahçe maçını asla unutamayacağım. Yönetimdeki arkadaşlarımla Şükrü Saraçoğlu Stadı’na gidip, maçı izledik. Böyle bir şey olamazdı. Yönetim Kurulu olarak orada kalp krizi geçirebilirdik. Tam öne geçiyoruz, arkadan onlar yetişiyor… Müthiş bir heyecan ve sinir harbiydi.
Oyuncu değişikliği hakkımız bittikten sonra Cordoba kırmızı kart görünce ne düşündünüz?
Hepimiz çok şaşırdık. “Acaba kim kaleye geçer?” diye birbirimize sormaya başladık. Pancu geçince daha bir şaşırdım, çünkü kalede nasıl olduğunu hiç bilmiyordum, hemen sormaya başladım. Sanırım yanımda Bülent Deriş vardı, Pancu’nun geçmişte kısa süre de olsa kalecilik yaptığını söyledi. Aslında biraz değil epey ciddi bir kaleciymiş. Zaten penaltıyı da kurtarsaydı, biz bırakır çıkardık.
En sevdiğiniz tezahüratımız hangisi?
Aslında hepsini çok seviyorum… Tribünlerin, Kayahan’ın “Siyah-Beyaz” şarkısını söylemesi çok hoşuma gidiyor. Gerçi biliyorsunuz geçen sezona biraz sıkıntılı başladık, o zaman da “Kömür gibi yanıyorum, of, of” diyorduk (Gülüyor). Gerçekten geçen devre bir sürü şanssızlık yaşadık.
Eminim sezon başında hiç kimse böyle bir şey beklemiyordu…
Del Bosque gibi dünya çapında ve Real Madrid gibi bir takımda 35 yıllık tarihi olan bir teknik direktör. Herkesin kendi takımında görmek istediği bir ismi teknik direktör olarak getirdik ama şartlar çok değişti. Kıl payı birçok maçımızı kaybettik. Dolayısıyla birinci devrenin bizim için bir kabus gibi sonuçlanmasına neden oldu. Bu nedenle çok üzülerek maalesef Del Bosque ile yollarımızı ayırmayı kararlaştırdık. Şartlar biraz da bunu zorladı. Tabi Del Bosque kendi ülkesinde daha farklı, daha profesyonalce bir bakış açısıyla bu işleri götürdü. Bir insan, hiç tanımadığı bir ülkeye gittiği zaman intibak devresi geçirir, Del Bosque ve ekibi de intibak devresi geçirdi. O sırada bizim stat problemimiz vardı ve maçlarımızı dışarıda oynamak zorunda kaldık. Daha önceki devreden kalma futbol yöneticilerinde -hakemleri kastediyorum- Beşiktaş fobisi vardı. En basit şeylerden futbolumuzu kestiler. Çok eften püften şeylerle ya yenildik ya da berabere kaldık. 8 maçımızda 6 puan almış olmamız, 18 puan geriye düşmemiz bizi gerçekten çok üzdü. Ondan sonra toparlanmaya çalıştık ama bu şekilde devam ederek Camia’ya, futbola daha fazla zarar vereceğimizi düşündük. Hiç istemememize rağmen Del Bosque ile yollarımızı ayırdık.
Del Bosque’nin ardından Yönetim Kurulu olarak Rıza Hoca’yı takımın başına getirdiniz. Bu kararla ilgili neler söylemek istersiniz?
Rıza Hoca, kendi çocuğumuz, kendi alt yapımızın ürünü, üst yapımızın da en değerli insanlarından birisi. Çok değerli bir teknik direktör ve nitekim geldikten sonraki performans da bunu ortaya koydu. Biz kendisine çok güveniyoruz. Rıza Çalımbay, Türkiye’yi tanıyor, futbolcuyu tanıyor, insanı tanıyor. Futbolcuların çoğunluğuyla aynı dili konuşması da önemli. Rıza Hoca, teknik direktörlük kariyerinde de bulunduğu yerler itibariyle elindeki kadroya göre çok başarılı işler meydana getirdi. Kendisi zaten Camiamız açısından da son derece sempatiyle karşılanan, kabul edilen bir teknik direktör. İkinci devre, Beşiktaşımız’da da başarısını ispatladı. İnşallah bundan sonra da daha çok başarılı olacak.
Önümüzdeki sezona ilişkin beklentileriniz neler?
Önümüzdeki sezona tabii ki Şampiyon olmak için başlıyoruz. Şu anda kadromuz tam değil biz bu ligde en oturmuş takım olacağız.
BJK Yönetim Kurulu’nda tesislerden sorumlusunuz. Görevinizi biraz anlatabilir misiniz?
Öncelikle şunu belirteyim, tesislerin yatırımlarından değil, idaresinden sorumluyum. Dolayısıyla gerek stat gerekse de salonlarımızda maçlarımız var. Bu gibi büyük organizasyonlarda da oranın güvenlik sorunları da bana bağlı. Bu nedenle geçen sezonda bizi çok üzen bazı olayları da anlatmak istiyorum.
Evet, geçen sezon stadımızda yaşanan talihsiz olay nedeniyle Kulübümüz’e abartılı eleştiriler de yapıldı.
Bunlar son derece yanlış ve hiçbir şekilde kabul edilemeyecektir. Çünkü yaşananlar, futbol açısından rekabetin getirdiği bir olay değildir. Sokakta her an olabilecek, basit, adli bir vakadır. Tabi bu stadımızda olduğu için bizim bunu tümden yok kabul etmemiz de mümkün değildir. Elbette çok acı bir olaydır ama biz bu acı olaydan ders çıkartmayı başardık.
Bir konuya daha değinmek istiyorum; Türkiye’de ilk kez Denizlispor, ardından da biz tel örgülerimizi kaldırdık. Kaldı ki Denizli çok küçük çapta bir yerdir. Bu nedenle büyük takımlar içerisinde bir ilk’i başarmış olduk. Bizim stadımızda tel örgü olmamasına rağmen bugüne kadar bir kişi bile tribünlerden sahaya girmedi. Bu konuda yönetim olarak taraftarımıza son derece müteşekkiriz. Ayrıca biz tribünlerimizde küfürü önlemek için de geçen sezon kampanya başlattık. Son zamanlarda belli ölçüde geriye çekebildik. Bu konuda kesinlikle taviz vermeyeceğiz, küfürü ve şiddeti kesinlikle istemiyoruz. Biz devletten önce 1994 Mart ayının başında sporda terörü ve şiddeti önlemek üzere bir komite oluşturduk. Çok verimli çalışmalar yapıldı ve bu çalışmalar geçtiğimiz Şubat ayında bütün yetkililerin katıldığı büyük bir seminerle sonuçlandı. Şiddete ve küfüre karşı ilk defa harekete geçmiş olan bir kulübüz. Devletin de bu konuda bazı yasaları var ve yönetmelikleri çıktı. Biz de bu düzenlemeleri ilk günden itibaren gerek broşürlerle, gerekse afişlerle taraftarlarımıza gösterdik, sürekli anonslar yaptık. Buna rağmen geçen sezon biz 10 defa Tahkim Disiplin Kurulu’na gittik, para cezası ödedik, seyircisiz maçlar oynadık. Bunlar bizi fazlasıyla üzmüştür, Önümüzdeki sezon için daha değişik yöntemlerle diyalog kurmak suretiyle taraftarımızla iş birliği yapacağız. Bu konuda da hazırlıklarımızı yaptık. İnşallah bundan böyle en centilmen kulüp taraftarı olarak maçlarımızı izleyeceğiz.
Sadece Beşiktaş’ın stadında değil hemen her statta küfür ediliyor. Küfüre engellemek için kampanyalar düzenlemesine, şiddeti önlemek için öncü olmasına rağmen yine en çok Beşiktaş eleştiriliyor. Bu konuda hem basının hem de futbol yöneticilerinin çifte standart gösterdiğini düşünüyor musunuz?
Evet, dediğim gibi bir devre önce bazı olumsuzluklar sürekli olarak basın tarafından yansıtıldı. Bu kamuoyunda da yer etti. Tahmin ederim ki bu yüzden sürekli gündemde bulunuyoruz. Ama dediğiniz gibi diğer statlarda aynı şeyler çok fazla şekilde yapılmasına rağmen maalesef biz ön plana çıkartılıyoruz. Spor yazarları taraflı olsun demiyorum ama Beşiktaş’a gönül veren spor yazarlarımız, biraz daha bu konunun üzerinde dururlarsa, bizi bunun dışına doğru çekmeye çalışırlarsa ve başkalarının yaptıklarını da yazarlarsa biz daha geri planda kalabiliriz. Bütün buna rağmen inanıyorum ki, taraftarımız tel örgüsüz statta herhangi bir şey yapmayacak kadar sağduyuluysa, küfürü de bitirir. İnanın bizim şu anda küfürden başka bir problemimiz yok.
Başkanımız Yıldırım Demirören söylediği gibi “Beşiktaş’ı dünya kulübü” yapmak için sürekli adımlar atılıyor. Siz taraftar olarak, Beşiktaş’ı nasıl bir yerde görmek istiyorsunuz?
Bugün de tesisler konusunda belli bir boyuttayız. Eğer başarıysa, Kulübümüz yalnızca futbol değil, isminde de görüleceği gibi jimnastik dahil geniş kapsamlı bir kulüptür. Futbolun dışında 13 branşta hizmet veriyoruz. Bu branşların çoğunda da sporcularımız başarıyı, şampiyonluğu yakalamış durumda. Dünya takımı olmak demek, sadece futbola ait olan bir şey değil. Elbette oradaki başarı da çok önemli ama dünya kulübü olmak için bunun yanında diğer branşlarda da başarıyı yakalamak, tesisler konusunda belli bir noktada olmak, dahil olduğumuz ülkeler grubunda –ki Avrupa grubu içindeyiz- çok üst sıralarda bir yerlere gelmek gerekiyor. Bütün bunları sağlamak için finans gücümüzü artırmaya çalışıyoruz. Zaten yatırımlarımız da bunu göstermektedir. Çok uzun olmayacak bir devrede Sevgili Başkanımız’ın ifade ettiği, dünya kulübü olma başarısını elde edeceğiz.
Teşekkür ederiz.
