Futbol Alt Yapı Komitesi olarak birçok ilk’i gerçekleştirdiniz. Bunlardan bahsedebilir misiniz?
Öncelikle yaptığımız bütün çalışmalar, çok iyi bir ekip çalışmasının ürünüdür. Bunların hiçbirini tek başıma yapmadım. Biz ilk iş olarak futbol alt yapıda bütünlüğü sağladık. Muhalefet-iktidar çekişmelerini bir yana bıraktık. Burada en önemli amacımız da
A Takımımız’a sürekli futbolcu yetiştirmektir. Bu hedefi, A Takım Teknik Direktörümüz Rıza Çalımbay ile de hep konuşuyoruz.
Türk Futbolu’nda futbolcu seçimlerinde yapılan hatalar önemli bir noktadır. Biz bu hataların Beşiktaş’ta yaşanmaması için, bir araştırma merkezi kurduk ve BEFAM (Beşiktaş Futbol Araştırma Merkezi) Projesi adıyla hayata geçirdik.
Bu proje kapsamında çok değerli hocalarımızla çalışıyoruz. Yine profesyonel takımımız için bir “araştırma kurulu” kurduk. Eski futbolcularımızdan Ulvi kardeşim, Reşat kardeşim ve teknik direktörümüz Rıza Hoca’mızın ekibi Gökhan, Bülent, Zeki ve Cengiz kardeşlerimizin kaynaşmasıyla mükemmel bir araştırma gurubumuz oldu. Bu grubumuzun başında da değerli teknik direktörümüz Rıza Çalımbay olacaktır.
Futbol okullarımızın da üzerinde önemle duruyoruz. Serpil Hamdi Tüzün hocamıza gerçekten teşekkür borçluyuz. Beşiktaş’a çok önemli futbolcular kazandırdı. Kendisi Azerbaycan’da bir takımla anlaştı ve bu da bizim için ayrı bir gurur kaynağıdır. Şimdi de Ufuk Pak hocamızla birlikte futbol okullarımızda iyi çalışmalar yapılmaktadır. Allah kısmet ederse iki sene daha görevdeyiz ve bu iki sene sonunda futbol okullarımızda 5 bin öğrencimiz olacak. Bu da hem futbolcu seçiminde bize büyük bir özkaynak sağlayacak hem de ayda 600-700 milyar TL ile alt yapının tüm gelirini karşılayıp, kara geçen bir müessese yaratılmış olacaktır. Burada esas amacımız, Beşiktaş’ı bir dünya markası haline getirebilmek ve bunu pazarlamaktır.
Rezerv Lig kurulmasının öncülüğünü siz yaptınız. Rezerv Lig ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bu çok özel bir oluşum. Çünkü burada asıl hedef, A takımlarımızı çalıştıran teknik direktörlerimizin alt yapılardaki sporcularımızı rahat takip edebilmelerini sağlamak. Bu ligde, hafta içi yapılacak maçlarda, A Takım’a çıkabilecek adaylar, kadroya giremeyen futbolcular oynayacaklar. Görüşmeler sonucunda bir komisyon kurduk.
İlhan Cavcav, İsmail Uyanık, Hilmi Gökçınar ve benim bulunduğum bu komisyonda çalışmalar yapıp, kararlar verdik. Bu lig iddia oyununda da yer alacağı için kulüplere gelir getirmesi açısından oldukça iyi bir çalışma olacak. Aslında biz bu ligin adını “Rezerv Lig” değil de “Fair Play” koyalım istedik. Çünkü centilmenliği ön planda tutmanın çok daha iyi olacağını düşündük. Futbol Federasyonumuz’un da verdiği destekle önümüzdeki sezon başında Rezerv Lig oynanmaya başlayacak.
Kulübümüz, “Küfür Etme, Ettirme” kampanyası başlattı. Sizin bu konuda Alt Yapı Komitesi olarak projeleriniz var mı?
Şu bir gerçek ki, Türkiye’nin her yerinde küfür ediliyor. Yalnız bu küfür olayını son zamanlarda Beşiktaş taraftarının üstüne yıkmak istediler. Bunlar hep popülist yaklaşımlar diye düşünüyorum. İkinci lig ve amatör liglerde çok daha fazla küfür ediliyor. Bu Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın, Beşiktaş’ın değil, tüm Türkiye’nin sorunudur. Bunun tek çözümü de eğitimden geçmektedir.
Biz Alt Yapı Komitesi olarak, Marmara Üniversitesi ile “Geleceğin Yıldızları” projesi kapsamında, İstanbul’da okulları tarayacağız ve yaklaşık bir milyon çocukla görüşmeyi planlıyoruz. Başarılı olan çocuklarımıza, fair play eğitimi vererek, sadece futbolda değil, tüm branşlarda Kulübümüz’de oynama fırsatı sunacağız. Ama öncelikle bu eğitimin verilmesi şart. Bunun dışında Sayın Başkanımız Yıldırım Demirören’in başlattığı projeye de taraftarlarımız yavaş yavaş ayak uyduruyorlar. Bizim taraftarımız farklıdır, yaratıcıdır ve zekidir. Hep onların başlattığı tezahüratlar diğer kulüpler tarafından alınmıştır. Böyle projelere öncülük yapmak çok güzel. İnşallah önümüzdeki günlerde diğer kulüpler de destek verirler ve el birliğiyle küfürün önüne geçebiliriz.
Futbol geçmişinizde Bandırma, Beykoz ve Galata kulüplerinde 16 yıl futbol oynadınız. Beyberbeyi ve çeşitli kulüplerde başkanlığınız var. Sabah ve Vatan gazetelerinde köşe yazarlığınız. Bu nedenle Türkiye’de futbolu en iyi bilen 3 kişiden biri olarak gösteriliyorsunuz.
Üsküdar Anadolu, Anadolu Hisarı, Beykoz, Antalya Kepez ve uzun yıllar Beylerbeyi spor kulüplerinde başkanlık yaptım. Göztepe, Kepez ve Beylerbeyi’ni şampiyon yaparak, bir üst kümeye taşıdım. Beylerbeyi Stadı’nı Türk futboluna kazandırdım. Beylerbeyi’ni Türkiye liglerinde ilk A.Ş. olan takım olmasını sağladım. Yüzlerce genç futbolcuyu Türk futboluna kazandırdım. Sabah ve Vatan gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. Şimdi bütün birikimimi Beşiktaşım’a aktarıyorum.
Bu benim için çok büyük bir onur. Demek ki, insanların üzerinde böyle bir izlenim bırakmışım. Geçmişte pek çok takıma danışmanlık yaptım. İzmir ekibi Göztepespor’a danışmanlık yaptığım sezon şampiyonluk geldi. İş ortağım Ünal Öğer’in başkan olduğu yıllarda beraber çalışmalarımız sonucu ilk 5’e giren Antalyaspor’un UEFA’ya katılmasını sağlamıştık. Bana futbolla ilgili gelen herkese yardımcı olmaya çalışıyorum. Futbolda inandığım bir tek doğru vardır; o da profesyonellik. Futbol profesyonelce ve işini bilen insanlar tarafından yönetilmelidir.
İş hayatınızda da çok başarılı bir yöneticisiniz. Sinan Vardar’ın belli başlı iş prensipleri nelerdir?
Benim birinci iş prensibim doğru profesyonelleri, doğru yerlere getirmektir. Bunları doğru kullandığınız ve taşları yerli yerine oturttuğunuz zaman başarılı olmamanız için hiçbir neden yok. Bu başarıyı yöneticilik yaptığım Duru Turizm, Ande Turizm ve de Öğer Tur’u Almanya’da, Mos Travel’ı Rusya’da ülkemize en çok turist getiren kurumlar haline getirdim. Şimdi çocuklarım Mete ve Mert ile birlikte tüm hisselerimi Öğer Tur’dan geri aldığım Jolly Tur’u da ülkemizde bir numaraya getirmek en büyük hedefimiz. Oğullarıma sadece bir baba olarak destek oluyorum. Çünkü zamanımın yüzde 90’ını Beşiktaş kaplıyor. Bu da çok hoşuma gidiyor ve büyük bir keyif alıyorum.
Aileniz üç kuşak Beşiktaşlı... Oğullarınız Mete, Mert ve torununuz küçük Sinan... Aile içerisinde Beşiktaş sohbetlerinizden bahsedebilir misiniz?
Sanırım, Kulübümüz yönetiminde torunu olan bir ben, bir de Fikret Ercan var. Kendisiyle zaman zaman “Artık yaşlandık” diye şakalaşıyoruz. Açıkçası çok güzel bir duygu. Torunum Sinan, şimdiden futbol oynamaya başladı. Üstelik sol ayağıyla güzel atışları var. Beşiktaş gelecek yıllar için iyi bir sol ayaklı futbolcu kazandı diyebilirim. İki oğlumdan biri kapalı tribünün, diğeri numaralının taraftarıdır. Aile olarak Beşiktaş’ı her zaman yaşıyoruz. Beşiktaş adeta yaşam biçimimiz oldu.
Peki nasıl Beşiktaşlı olduğunuzu öğrenebilir miyiz?
Benim babam Hava Kuvvetleri’nde askeri pilottu ve iyi bir Beşiktaşlı’ydı. Ben de onu örnek alarak büyüdüm. Kendimi bildim bileli hep Beşiktaşlı’ydım. O zamanlar radyodan maçları babamla birlikte dinlerdik. Hep de büyüyünce onun gibi bir pilot olmak istemiştim.
Pilot olamadınız ama Beşiktaş’ta yönetici olmak sizin için nasıl bir duygu?
İnanılmaz bir duygu gerçekten. Beşiktaş’a gönül vermiş arkadaşlarımla birlikte sosyal bir olguda buluşmak, beraber kararlar vermek ve gönül verdiğimiz Kulübümüz için çalışmak büyük bir keyif oluyor benim için. En önemlisi de gittiğimiz yerlerde hiç tanımadığımız Beşiktaşlılar’ın gelip sarılması beni çok duygulandırıyor.
Tabii bunda Beşiktaş Dergisi’nin, Yavru Kartal Dergisi’nin ve BJK TV’nin büyük etkisi var. Kulübümüz’ün tanıtımını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyorlar. Buradan BJK İletişim Komitesi’nin çalışanlarını da tebrik etmek istiyorum. İletişim Komitesi Başkanı Fikret Ercan ve ekibiyle birlikte sosyal dayanışmayı sağlayıp değerli Kongre üyelerimizin maddi ve manevi katkılarının sağlanması önümüzdeki projelerimizden en önemlisidir.
Sizin için Beşiktaş’ın en unutulmaz dönemleri hangileridir?
Bence Türkiye’de üç takımın başarılı olduğu, üç büyük dönem vardır. Bunların başında Beşiktaş gelmektedir. Beşiktaş’ın o zamanki ekonomik sıkıntılarına rağmen Metin-Ali-Feyyazlı efsane takıkı ile birlikte
3 yıl üst üste gelen şampiyonluk... Türk futbolunda Fatih Terim ile birlikte gelen Ümit Milli Takım’ın başarısı, ardından yine Terim’le Galatasaray’ın 4 yıl üst üste şampiyonluğu ve UEFA Kupası’nın Türkiye’ye getirilmiş olması, Trabzonspor’un 3 yıl üst üste şampiyonluğunda özlerine dönerek Karadeniz’li futbolcularla oynaması da büyük bir başarıdır. Bu başarılarda Türk gençlerine önem vermek en önemli olgudur. Bunlar tam bir profesyonellik örneğidir. UEFA Kupası’nı kazanan o Türk çocuklarımızla gelen Türk Milli Takımımız’ın dünya üçüncülüğü... Başka doğru yoktur bence. Futbolun içindeki herkesin bu dönemleri hiç unutmaması gerekir.
Sayısız maçta Beşiktaş ile beraber oldunuz. Peki hangi maçımızı unutamadınız?
Sergen’in Fenerbahçe’ye son dakikada attığı gol ile gelen galibiyetimiz. O maçı hiçbir zaman unutamam.
Taraftarlarımız ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bizim taraftarımız, çok zeki, üretken ve her şeyden önce kulübüne çok bağlı bir taraftardır. 15 bin kişinin büyük bir koro halinde söylediği şarkılar ve marşlar tüm futbolcularımız üstünde inanılmaz bir etki yaratıyor.
Tabii tribünlerde de eğitimin çok önemli olduğuna inanıyorum. Küfürü en az Beşiktaş taraftarı ediyor. İnönü Stadı’nın ileride Rotterdam’da izlediğim bir maç gibi olmasını istiyorum.
İnönü’nün, maça yarım saat kala hanımlar, çocuklar el ele ve rakip takımın taraftarlarlarıyla kol kola maç izlenebilecek bir mabed haline gelmesini istiyorum.
Son olarak Camiamız’a nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Beşiktaşlılık, her alanda devam etmelidir. Yalnızca bunu yönetim ve yöneticilere bırakmamalıyız. İletişim Komitesi Başkanı Sayın Fikret Ercan, İletişim Koordinatörü Çiğdem Işık yönetimindeki BJK İletişim Komitesi yeni projeleriyle Kulübümüz’ün sosyal faaliyetlerini daha da güçlendireceklerdir.
Ulaşamadığımız tüm Beşiktaşlılar’a ulaşıp, onların da kulüpleri için bir şeyler yapmalarını sağlayacağız. Bu çalışmamıza da herkesten destek bekliyoruz. Beşiktaş vizyonunu çok daha iyi yerlere getireceğiz.
Teşekkür ederiz.
