Teknik Direktörümüz Christoph Daum’un sitemizde yayınlanan haftalık yazısı...
Internetkommentar 15.04.2002 Christoph Daum Fenerbahçe karşısında 33. dakikaya kadar üstün oynadık. Gol, hem Tümer’in, hem de Baya’nın ayağının ucuna kadar geldi. Birçok köşe ve serbest vuruş kazanmış olmamız, Beşiktaş’ın baskılı oyununu teyid etmektedir. Ali Eren’in haksız gördüğü kırmızı kart orta alanda üstünlük kurma yönündeki stratejimizi yok etti. 10 kişi ile oynarken bir kontrataktan 1-0 geri düştük. Devre arasında maçı çevirmek için herşeyi deneyeceğimize dair birbirimize söz verdik. Ancak beraberlik golü yerine ikinci bir kontrataktan ikinci golü yedik. Oyuncularımız bir gol için ellerinden geleni yaptılar. Hiç bir zaman pes etmediler. Yine de detay ve son hareket açısından yetersizdik. Oyuncularımız maça kendilerini iyi hazırlamışlardı. Daima ileriye doğru oynamaya yönlenmişlerdi. Ancak bu düşünceleri gole çevirebilen oyuncularımız eksikti. Bir de buna defansta şu veya bu şekilde dikkatsizlikler de eklendiği zaman sahadan galip olarak ayrılmamız mümkün olmuyor. Takım ruhumuz oturmuştur. Şimdi eksiğimiz kalitemizi yükseltmek ve artırmaktır. Birçok gereksiz sarı ve kırmızı kartın her iki taraftan da görülmüş olması benim için oyuncuların stres ortamında kendilerini yeterince kontrol edemediklerinin bir işaretidir. Bundan hakemi sorumlu tutmayı ben doğru bulmuyorum. Tepki faulleri, hakemin arkasında iken faul hareketler, vahşi jestler, hakeme yürüyen oyuncular ve kızgın küfürler ne yazık ki bir çok oyuncuda normal kabul edilmeye başlandı. Hiçbir kulübün buna izin vermemesi ve hakemlerini korumaları gerekmektedir. Kontrol edilemeyen oyuncuların cezalandırılması olası bir yöntemdir. Eğer bir oyuncu yanlış hareketlerinden dolayı 6 hafta oynamayacağını bilirse kendi kendini disipline edecektir. Türk hakemlerinin kararlarında daha özgüvenli ve tutarlı olmalarını diliyorum. Süper Lig’in tüm takımları ve biz antrenörler oyuncularımıza oyunun kurallarının sınırlarını göstermekle yükümlüyüz. Takım gözlüğü ile oyuncularını korumak, oyuncunun davranışının düzeltilmesine yardımcı olmaz. Oyuncuların uluslararası maçlarda çok farklı davranmalarını anlamak benim için mümkün olmuyor. Bu maçlarda kırmızı kartlar hiç çıkmıyor, sarı kart da çok az çıkıyor. Bu maçlarda oyuncular, hakemin kararlarıyla hemfikir olmamakla beraber, çoğunlukla kararlarıdaha sportmence karşılayabiliyorlar. Bu davranışın ulusal maçlarda da gündeme gelmesi gerekmektedir. Hakemler maçı oyunculara kişisel bir ceza vermeden yönetmek için uğraşırlar. Bir maçta sarı veya kırmızı kartın ortaya çıkması futbolun tabiatındandır. Normalde bir sezon içerisinde bu şekilde ortaya çıkmış dezavantajların telafisi mümkündür. Ancak bazı maçlarda kartların bir sel halinde ortaya çıkması oyuncularda otokontrolün olmayışı ve Fair-Play anlayışının yeterince gelişmemiş olmasına bağlı olabilir. Ruh halini takımının avantajı için kullanmak her oyuncu için geçerlidir. Buna karşı kontrolsüz ve mübalağalı ruhsal reaksiyonlar hem oyuncuya hem de takıma zarar verir. Top için dişe diş mücadeleyi, sadece izin verilen alanda ve doğru yöntemlerle yapıldığı zaman kabul edebilirim. Türkiye’de ve birçok kulüpte geçerli olan ekonomik belirsizliğin, dolayısıyla maaş ve prim ödemelerinde olası gecikmelerin oyuncuların agresif yapılarına etki edip etmediğine kesin karar vermek mümkün değildir. Maç sırasında hakemlere kırmızı kartlarını göstermedikleri için birçok defa teessüf etmişimdir, ancak bütün bu durumlarda kırmızı kart gösterilmiş olsaydı birçok maç 7’şer kişi ile biterdi. Bu da şüphesiz bizim amacımız olamaz. Gençlere, değişik sosyal sınıflara ve taraftarlara örnek teşkil ettiğimizi unutmamalıyız. Olayı dramatize etmek istememekle beraber Türk futbolunun üzerinde düşünülmesi gereken bir yola doğru gittiğini görüyor gibiyim. Beşiktaş için şu andaki problemimiz son maçlara nasıl gideceğimizdir. Elbette herşeyimizi ortaya koyarak bu maçları kazanmaya çalışmamız gerekmektedir. Her antrenör ve oyuncu kendisine takımına ve taraftarlarına karşı bu sorumluluğu hissetmelidir. Gençlerbirliği karşısında birkaç önemli oyuncumuzdan vazgeçmek zorunda olmamıza rağmen deplasmandaki başarılı bilançomuzu devam ettirmeliyiz. Evimizde oynadığımız maçlarda kaybettiğimiz puanlarla ligde daha iyi bir konumu elimizden kaçırdık. BJK İnönü Stadyumu’nun harika bir taraftar kitlesi olmasına rağmen, bazı oyuncuların stadyum baskısı ve kazanmak zorunda olma duygusuyla başa çıkamadıklarını görüyorum. Bu durumu, bazı oyuncuların evimizdeki maçlarda çok fazla şey istemeleri ve kontrolu kaybetmeleri şeklinde açıklayabilirim. Belki de bazı oyuncular dış kulvarda mücadele ederken kendilerin daha rahat hissediyorlar. Ancak kim zirvede olmaz istiyorsa bu baskı ile yaşamayı öğrenmelidir. O nedenle oyuncularımızla bu konuda daha çok çalışıp, bu sezonun tüm acı veren deneyimlerinden ve tüm mağlubiyetlerden ders çıkararak, gelecek için daha kuvvetli olmalarını sağlamalıyız.